|
|
bilmiyorum insanlar neden bu kadar duyarsızlaşmış.allah(c.c)vermiş olduğu onca nimete rağmen bunun değerini bilmedikleri gibi neden şükürsüz davranıyorlar.
Enes bin Mâlik (r.a) rivâyet edip, buyurdular ki; Resûlullah (s.a.v)hazretlerinden, Ebû Bekrin (r.a) o kadar üstünlüğünü işitdim ki, hayretde kaldım. Server-i âlem hazretleri, bu dünyâdan, öbür âleme göç etdiler. Bir gece Sultân-ı Enbiyâyı rü'yâda gördüm. Önüne bir tabak hurma koymuşlar.
- Yâ Resûlallah! Hak sübhânehü ve teâlânın sana verdiği o nesneden bana da ver! dedim.
Birgün hazret-i Ebû Bekr (r.a), hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin (s.a.v) huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken; bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr (r.a) Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki:
SEKIZ DUSTUR
üstaz mufassal medeni ahlak isimli eserinde der ki:
çin'de miladdan alti asir evvel konfiçyüs yunan tarafina hicret etmis,hekim i lokman ile görüsmüs ve ondan kesb i kemal etmistir.
------------ --------- -
mesela budistlerin ruhlarin varligi ve ebediyetine dair dokuz hatali görüsleri sarf i nazar edilirse uygundur.
------------ --
talimle ugrasan ulema, lokman hekim'in talebesi konfiçyus'a ögretmis oldugu su sekiz cümleyi ele alarak tavsiye etmislerdir.
Aranıza yeni katılıyorum ve herkese başarılar diliyorum bu menkıbeyi de size hediye ediyorum
[b]Ebu Zerr'in yanına birisi geldi. Evin içinde göz gezdirmeye başladı. Evde hiç eşya göremeyince: "Hani eşyalarınız ya Eba Zerr!" dedi. Ebu Zerr şu cevabı verdi: "Bizim ötede(ahirette) bir evimiz var. Eşyalarımızın çoğunu oraya gönderiyoruz." Misafir Ebu Zerr'in neyi kastettiğini anlamıştı.
Talha Bin Bera (r.a.)
Husayn b.Vahvah El-Ensari’den;
Talha b.Bera’ Radiyallahu Anh, Peygamber Efendimizi gördükçe etrafında dolanıp el ve ayaklarını öpen bir delikanlı idi.Bir gün Peygamberimize:
- Ya Resulallah! Ne istersen bana emret.Hiç bir emrinizi kırmam, dedi.
Talha genç olduğu için onun bu sözü Peygamberimizin hoşuna gitti ve ona;
- Öyleyse git babanı öldür, dedi
Hz. Ebu Bekir’in son sözleri
Hz. Ebû Bekir’in hastalığı ağırlaşmıştı. Mescide çıkamıyordu artık. Ziyaretine gelenlere o gece gördüğü rüyasını anlattı: “Gecenin sonuna doğru uyumuşum. Resûl-i Ekrem’i rüyada gördüm. İki beyaz elbiseyi giymişti. O elbiselerin eteklerini ben tutuyorum. O sırada elbiseler yeşil olup, parlamağa başladı. Bakanların gözlerini alırdı. İki yanında, uzun boylu, gayet güzel yüzlü, nûr elbiseli ve bakanlara neşe veren iki kimse vardı. Resûl-i Ekrem selâm verip musafeha etmekle beni şereflendirdi. Mübârek elini göğsüme koydu. Üzüntüm gitti. “Yâ Ebâ Bekir, seni çok özledik, kavuşma zamanı yaklaştı” buyurdu. Uykuda o kadar ağlamışım ki, evdekiler uyanmışlar. Sonradan bana söylediler. Ben de seni özledim, yâ Resûlallah dedim...”
Mimar Sinan'ın muhteşem eserleri...
1950-60 arası bir tarihte Japonya'dan gelen inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir ekip yetkili mercilerden gerekli izinleri alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış.
Ayasofya'yı, Yerebatan Sarnıcı'nı falan gezdikten sonra sıra Mimar Sinan'ın kalfalık eseri Süleymaniye Camii ile Sinan'ın talebesi Mimar Davut Ağa'nın eseri Sultanahmet Camii'ne gelmiş.
Bir gün Ebû Bekir Sıddîk (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Ali bin Ebî Tâlib (Radiyallahu anhu) de geldi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
- (Geri çekilip) Yâ Ali! Sen, buyur, gir dedi. O da cevâb verip aralarında aşağıdaki uzun konuşma oldu:
Genç adam, bir eczanede kalfa olarak işe girmiş, tatlı dili ve çalışkanlığıyla kısa sürede göz doldurmuştu. İstenen ilaçları son hızla hazırlarken, bir yandan da müşteriyle sohbet ederdi. Gelenler hep keyifsiz insanlardı. Fakat kalfa mutlaka bir ortak nokta buluyor ve onlarla arkadaşlık kuruyordu. Orta yaşlı bir hanım olan eczacı, kalfasından son derece memnundu. Bu yüzden de aylığına sık sık zam yapıyordu.
Herşeyin Çözümü Kuran Ahlakıdır
Kuran'da, her konuda en mükemmel ve en akılcı çözümler sunulmuştur.
Adaletsizlik, ihtilaf, eşitsizlik, çekişme, kavga, haksızlık, israf, kuruntu, taassup, zulüm, şiddet, ekonomik ilişkiler, aile ilişkileri, ticari ilişkiler, insanlar arası sosyal ilişkiler, akrabalar arası ilişkiler ve bunlar gibi sayısız sosyal sorun ve konu hakkında kesin çözüm Kuran ahlakının yaşanmasıdır. Kuran ahlakı insanların yaşamlarını kolay, rahat ve mutlu kılacak en temel, en adaletli, en mükemmel ve en köklü çözümleri getirir.
Şimdi O Tahta da Yok
İstanbul’un fırtınalı günlerinden biriydi. Arifler sultanı Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri deniz kenarına gelip müridlerinden biriyle sandala atladı. Sandal suların üzerinde bir kuğu gibi kayıyordu. Denizin tam ortasına geldiklerinde müthiş bir fırtına koptu. Dağ misali dalgalar sandalı bir yaprak gibi oradan oraya savuruyorlardı. Dervişin yüzünde tek damla kan kalmadı. Korku ve telaşla sandalın tahtalarına sıkıca tutundu.
Yavuz Sultan Selim Han döneminde, İran hükümdarı Şah İsmail, kıymetli mücevherler ile dolu bir hediye sandığı gönderiyor, hünkâra.
Sandık açılır. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkar.
Fakat sandık açılır açılmaz, etrafa pek fena bir koku yayılır.
Önce, hiç kimse bir anlam veremez, nadide mücevherler ile dolu
sandıktaki bu fena kokuya. Sonra, mesele anlaşılır. Sandığın dibine çürümüş yiyecekler doldurulmuş. Yani, Şah İsmail, aklı sıra, cihan padişahına
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe'nin yanında ilim tahsilini tamamlayan Yusuf bin Halit es-Semtî[2], memleketi Basra'ya dönmek için hocasından izin ister. İmam Ebu Hanife, insanî ilişkiler, ilim erbabının mertebeleri, nefis terbiyesi, avam-havas her çeşit insanın eğitimi ve onların durumundan haberdar olmak gibi konularda gerekli nasihatlerde bulunmak üzere kendisine biraz beklemesini; bu vesileyle memleketine döndüğünde ilmine tesir kazandıracak bir araç edinebileceğini söyler ve şu sözleriyle kendisine nasihat etmeye başlar:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM...
Bir gün Hz.Ali geldiler. Hz. Ömer, Hz. Ebubekir, Hz. Osman Efendilerimiz, imam Ali efendilerimizin hanesine gelip,gazan mübarek olsun "Ey Allah'ın Aslanı" dediler.Hz Ali bir kalaylı tas ile bal getirdi ve önlerine koydu.buyurun ettiler.Hz Ebubekir mübarek elini uzattı gördü ki tasın içinde bir kara kıl var,elini uzattı kılı almak istedi,Hz Ömer kılı aldırmadı ve dediki "bizler Resulu Ekrem'in vezirleriyiz,Fatıma tüzzehra belki bizlere tecrübe için kılı koymuştur.dördümüz üçer tevil edelim,münasip olmazmı" dedi. O anda Hz Ebubekir efendimiz buyurdu:
Koca Sinan!
Bir süre önce, Süleymaniye Camii'nin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış.
Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymis. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış; ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği de bilinmiyormuş.
Süleyman efendi’nin yakın talebelerinden muhterem Mehmed Emre hocaefendi anlatıyor:
“Sivrihisar’da vazifeye başladığım sırada ziyaretime gelen Emirdağ Müftüsü Mehmet Oral’a iade-i ziyarette bulunmak üzere Emirdağ’a gitmiştim. Bahsi geçen zat beni birkaç gün misafir etti.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bu ilçede bulunduğunu öğrenince Kur’an Kursu öğreticisi Hafız İbrahim ile birlikte üstadı ziyarete gittik.Bu muhterem zatın ikamet ettiği ev, Kur’an Kursu’nun tam karşısındaydı.Sokak kapısından içeri girince elle yazılmış bir kağıdın kapısının arkasına raptedildiğini gördüm. Ve merak saikasıyla yaklaşıp okudum.
Müezzin Efendi Sen de Gidebilirsin
İnsanlara vâz ve nasîhat verirken gözlerini kapayarak anlatırdı. Fakat orada olanları kalb gözü ile görürdü. Merkez Efendi Balıkesir'e gittiğinde, bir Cumâ günü namazdan sonra kürsiye çıkıp vâz etti. Halk, Merkez Efendiyi tanımadıkları için, pek iltifât etmediler. Vâzı dinlemeyip, teker teker câmiden çıkarak gittiler.
Söyle Ey Nefis Başka Diyecegin Kaldı mı?
Şam yakınlarında Mute’de, hicretin sekizinci yılında, on bin kişilik İslam ordusu ile yüzbin kişilik haçlı ordusu karşı karşıya gelirler. Savaş başlamıştı ve şiddetli bir şekilde devam ediyordu.
Abdullah bin Revaha (R.A) yaralıydı, arkadaşı Cafer’in (R.A) şehid edildiğini öğrenince bulunduğu yerden ayağa kalktı, atına bindi ve tekrar çarpışmaya başladı. Dışarıdaki düşmanların yanı sıra içinde ki düşmanla da aynı anda savaş ediyordu. İçinde ki düşman bir ara ona;
ULUBATLI HASAN
29 Mayıs 1453 günü Konstantiniyye önlerindeki İslam ordusunda büyük bir hazırlık göze çarpıyordu. İslam askerleri sabah namazından önce en temiz elbiselerini giymişler, birbirleriyle helalleşmişler, cemaatle namazı kıldıktan sonra ordudaki yerlerini almışlardı. Kainatın Efendisinin müjdelediği "Mesud askerler"den olmak ve Cenab-ı Hakkın huzuruna şehid olarak gitmek için yanıp tutuşuyorlardı. Hele içlerinden birisi vardı ki, heyecandan yerinde duramıyordu. Bir gün önceden komutanlarına yalvarmış en ön saflarda vuruşan birlikte yer almak için çok dil dökmüştü.
Aşk-ı Nebi * Nevbahar * Gelin Ey Kardeşler * Osmanlı Torunuyuz * Sultanlar Sultanı * Gönül Kuşu * Özlüyorum * İki Gözüm * İlk Işık * Dervişhan 1 * Çağrı - Soundtrack * Acem Bülbülleri * H.K. Karma İlahiler * Adı Güzel * Talaal Bedru * Yanik Gönüller * Fani Dünya * Bahar Çiçekleri * Bad-i Saba * Selam Götürün * Ben Bir Zata Aşık Oldum * İlahiler ve Kasideler * Gülbeste * Yeşil Kubbe * Imparadies
Adem Şen * Ama Kardeşler * Çocuk İlahileri * Beytullah Kuzu * Boskurtun Bülbülleri * Dervişhan * Film Müzikleri * Grup Samen * Hasan Kılıçatan * Küçük Ahmet * Kemal Fahmi * M.Emin Ay - M.Demirci * M.Kocacan & R. Kapusuz * M.Sandal & R.Kaya * Mehmet Emin Ay * Mehmet Kef * Mehmet Yetkin * Recep Kapusuz * Yakup KILIÇ