* * * ONLINE ILAHI DINLERKEN SITEDE DOLAS * * * | |||
| Açılış Sayfası Yap | (ctrl+D) Favorilere Ekle | ||

733 yıldır dünyanın dört bir tarafında ismi diri olan ender büyüklerden Konya'mızın manevî mimarlarından Hz.Mevlânâ'yı rahmetle yâd ediyorum.
![]()
[b]"Allah'dan geldik, Allah'a gidiyoruz...
Allah'dan başka kimsede kuvvet ve kudret yoktur.
Tasavvuf, ebedî saadete nâil olmak için nefsi tezkiye, ahlakı tasfiye,
zâhir ve batını tamir hallerinden bahseden bir ilimdir.
Tasavvufu kâlden ziyade bir hâl ilmi olarak da ifade edebiliriz.
Her ilim gibi tasavvuf ilminin de tarifi yapılmıştır. Tasavvuf, diğer ilimlerden farklı olarak, mutasavvıflarca çeşitli şekillerde tarif edilmiştir.
Bu tariflerin, her sofînin işgal ettiği makama göre yapıldığını gözden uzak tutmamak gerekir.
İmam-ı Azam hazretlerinin okyonuslara benzeyen ilmine hayranlık duyanlar,
O’na şu suali sormuşlar:
-Ya İmam bunca ilmi nasıl öğrendiniz?
İmam-ı Azam şu cevabı vermiştir:
- Bilmediğimi sormaktan utanmamakla…
Bunun için alimler der ki:
-İlmin tek kapısı vardır… O da bilmediğini sormaktan utanmamak kapısı…
Bağdat alimlerinden Kasım bin muhammed der ki:
Abdülaziz Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
Cenab-ı Hakkın rızasına kavuşmak, şeytanın aldatmasından kurtulmak için, silsile itibariyle hocaları Resulullah efendimize dayanan bir evliyayı sevmek, onun tarafından sevilmek gerekir.
Hadis-i şerifte, (Evliyanın kalbi nazargah-i ilahidir. Böyle bir kalbde bulunana Hak teâlâ rahmet eder) buyuruluyor. Böyle bir kalbe girdikten sonra, maksadına kavuşmadan ölen kimse, kurtuluşa ermiş demektir.
İSTANBUL'UN MANEVİ FATİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr'ın torunu Hâce Muhammed Kâsım'dan şöyle nakledilmiştir:
"Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, binip Semerkant'tan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi olup, tâkib ettiler. Biraz yol aldıktan sonra Semerkant'ın dışında bir yerde talebelerine;
ÜSTAZLARIN KILICI
Esatiz-i Kiramdan Hace Nakşibend Hazretleri merkebine binmiş bir yere gidiyordu. O'nun yoldan geçtiğini gören bir mürid hürmeten ayağa kalkıp ta'zim etti. Hace Hazretleri:
— Sen benim için ayağa kalkıyorsun ama, bu durumda benim de merkepten aşağı inmem lâzım. Halbuki benim şu anda merkepten inmeğe kudretim yetmez, buyurdu. Hacenin bu sözlerine derviş içerleyerek yakışmayacak sözler sarf etti. Hace Hazretleri hiç aldırış bile etmeyerek yoluna devam etti.
Rızk Endişesi
Büyük velilerden Şakik Belhi (VIII. yyıl) bir kıtlık senesinde,
herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın
kölesinin şakır şakır oynadığına şahit oldu. Yanına yaklaştı ve
sordu:
- Herkes kıtlıkla, açlıkla karşı karşıya olmaktan inler dururken sen
neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun?
Köle cevap verdi:
İbrahim Bin Ethem Hz.nin Nasihatı
Sana beş şeyi tavsiye ederim:
1- İnsanlar dünyaya daldıkları zaman, sen ahiretle meşgul ol!
2- İnsanlar dışlarını süslemekle meşgulken, sen içini imar etmeye çalış.
3- İnsanlar bina yapmakla meşgul olurken, sen kabrini imar et.
4- İnsanlar halkın hizmetiyle meşgul olurken, sen Hakkın hizmetiyle meşgul ol.
5- İnsanlar başkalarının ayıplarını araştırırken sen kendi ayıplarını araştır.
Esselamu Aleykum Ve Rahmetullahi Ve Berakatuhu.
Nefsini Emmare Derekesinden,Mutmainne Makamına Cıkarmak Her Mu'min Üzerine Farzdır.Hz Allah Her Kulunu Tertemiz Yaratır.Ve Sadece Temiz Halde Huzuruna Kabul Eder.
Nefsin Tabanı Yokdur.Nasil Ki Bebek Meme Verdikçe Buyurse,Nefiste İstek Ve Arzularını Yerine Getirdikçe Guclenir Ve Buyur.Nefs Buyudukçe Hakimiyeti Artar.Ruhu Sultani Zayiflar.ne Kadar Guclenirse O Kadar İsteklerini Yaptırır.
Halis ECE
“Acaba şimdi böyle insanlar var mı?!”
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanında Mümtaz ile Nûran, Sünbül Sinan ve Merkez Efendi (kaddesallâhü esrârahümâ) hazretleri üzerinde konuşmaktadırlar.
Nûran bir ara, “Acaba şimdi böyle insanlar var mı?” diye düşünür...
Evimizden koku geliyor...
Mevlâna Celaleddini Rumi Hazretleri her gün hizmetçisine:
Bugün evde yiyecek var mı? diye sorardı. Hizmetçisi:
Efendi Hazretleri, bugün yiyecek bir şeyimiz yoktur. Mevlana:
Hamd olsun, bugün evimiz, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evine benziyor, dedi. Eğer hizmetçi:
Bugün evimizde ihtiyacımız kadar var, dediği gün:
Bugün evimizden Firavunun evinin kokusu geliyor, derdi.
Kaşıkçı Dede ve Ladikli Ahmed
Çanakkele’de başta Efendimiz (sas) olmak üzere büyük zatların manevi tasarruf ve yardımları olmuştur. Kaşıkçı Dede de esrârlı zâtlardan biridir.
Kilitbahirli Kaşıkçı Dede’nin himmetine şahit olan sonraki yılların büyük velisi Konya Ladik’ten Ahmed Ağa hadiseyi şu şekilde anlatıyor:
“15 Temmuz 1915 sıcak bir yaz günü. Bir taraftan düşmanın ateşi, öte yandan güneşin harı kavurur yarımadayı. Mehmetçiğin en büyük ihtiyacı su olur o günler. Cepheye yeni sevk edilen bir bölük asker, Bigalı köyüne doğru yola çıkarılır. Askerlerimize susuzluğun harareti tam çökmek üzeredir ki yolun sol tarafında çeşme başında sakallı bir dede seslenir onlara: “Gelin evlatlarım soğuk su vereyim, gelin doldurun mataralarınızı.” Koşarlar o tarafa doğru. Geri kalıp susuz kalmamak için gizli bir yarış başlar içlerinde. Bir de bakarlar ki çeşme akmıyor. (Bu çeşme halen mevcut olup kışın aktığı halde haziran gelince suyu kesilir.) Dedenin elinde bir toprak testi vardır; ama o da taş çatlasa 10-15 litre su alır. Hiç 300-400 kişiye ufacık testinin suyu yeter mi? Kaşıkçı Dede; “Acele etmeyin yavrularım, için kana kana, doldurun mataralarınızı.” der. Lâdikli Ahmed Efendi hiç acele etmez ve hep en sonu bekler. Anlaşılan haberdardır bazı şeylerden. Nihayet herkes matarasını doldurur; ama testide hâlâ su bitmez! O da uzatır matarasını, içer kana kana suyunu. Hâlâ toprak testide su vardır. Ahmedcik dayanamaz sorar, “Dede senin adın ne?” diye. “Kaşıkçı Dede derler evladım bana. Kilitbahir köyünde otururum. Evladım cephede yaralanırsan matarandaki bu sudan döküver yarana. Biiznillah şifa bulursun.” der.
Zalim bir vali vardı. Bu vali bir gün adamlarını göndererek Hasan Basri Hazretleri'ni yakalatmak istedi. O da bir vakit ders verdiği Habib-i Acemi Hazretleri'nin kulübesine gelip saklandı. Valinin adamları geldi ve hışımla:
- Hasan Basri'yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.
O gayet sakin:
- Evet, dedi.
- Nerede?
- İşte şu kulübemde...
Adamlar kulübeye daldı, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri'ni bulamadılar. Dışarı çıkınca tehdit edip:
İkinci Abdülhamid Han, siyasal bilgileri birincilikle bitirene, her sene sarayda görev verir, böylece, gençleri çalışmaya teşvik ederdi.
Katip seçilen Esad bey, Hatırat-ı Abdülhamid Han-ı Sani kitabında diyor ki:
Bir gece yarısı şifre yazdım. İmza için, sultanın yatak odası kapısını çaldım. Açılmadı. Bir daha vurdum. Yine açılmadı. Üçüncüyü vuracağım anda, kapı açıldı. Karşıma çıkan sultan, havlu ile yüzünü siliyordu.
Ey Yücelerden Yüce Rabbim! Bütün mal ve mansıp sahipleri kapılarını sürmelediler. Sen’in yüce dergahının kapısı ise asla kapanmaz
ve dilekte bulunanlara her zaman açıktır. Ya Rabbî, Ya İlahî! Yıldızlar gaybûbet âlemine, gözler de uykuya daldılar. Sen ise, ey Rabbim,
Hayy’sın, Kayyûm’sun; uykudan, uyuklamadan sonsuz defa münezzeh ve müberrâsın. Ya Rab! Gece, karanlığıyla mevcûdâtın üzerini
Bir zamanlar bir yerde Allah’ın bir veli kulu yaşardı. Temiz kalpli, ihlaslı, safça bir mü’mindi. Her gördüğünü iyiye yorumlar, Allah’a çok tevekkül ederdi. Bir kötülük, bir çirkinlik görse iyi tarafından alır, “Bunda bir hikmet vardır” diyerek gönlünü hoş tutardı. Her şeyin iyi yönünü görür, gülleri devşirir, dikenlerle hiç ilgilenmezdi. Yaratandan ötürü yaratılanı hoş görür, onlara güler yüzle nasihat ederdi.
BİR KISSA BİN HİSSE / "Bil ki, dünya yalnız ahiret için olduğu zaman faydalıdır! Yoksa dünya kendisi için istemeye değmez!"
Selefin ârif imamlarından ve büyük sûfîlerden Abdülvâhid bin Zeyd Hazretleri bir gün gölgede oturmuş zikirle ve tefekkürle meşguldü.
Varlıkların diliyle Allah’ı zikrediyor, Allah’ın isimlerinin cilvelerini varlıklarda izliyordu.
Abdullah bin Mübarek, bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; 'Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allahü Teala'nın ibadet ve marifetine nasıl erişir?' dedi. Sonra kendi kendine;''Gideyim, ona Allahü Teala'yı tanımakta bir mesele öğreteyim'' deyip, çocuğun yanına geldi ve:
-Evladım, Allahü Teala'yı bilir misin? buyurdu.
Evliya Çelebi’nin naklettiğine göre, Buhara’lı bir veli olan Şeyh Abdü’l Vedud Hazretleri, Bizans devrinde İstanbul’da yaşamakta ve Ayasofya’da ibâdetle meşgul olmaktadır. Rivâyete göre;
“Birgün mânevî rical toplanır. İstanbul’un fethini müzakere ederler. Kılıç ile cihad edilerek fethine karar verilir. Ya Vedûd Sultan ise toplantıda Bizans’ın kılıç ile değil, irşad edilerek harb edilmeden fethini müdafaa eder.
Es Selamu Aleykum ... Arkadaslar bu linke bir tiklayin cidden cok guzel hazirlanmis.
http://www.youtube.com/watch?v=RiG6ITSlgIQ
Vesselam.
Aşk-ı Nebi * Nevbahar * Gelin Ey Kardeşler * Osmanlı Torunuyuz * Sultanlar Sultanı * Gönül Kuşu * Özlüyorum * İki Gözüm * İlk Işık * Dervişhan 1 * Çağrı - Soundtrack * Acem Bülbülleri * H.K. Karma İlahiler * Adı Güzel * Talaal Bedru * Yanik Gönüller * Fani Dünya * Bahar Çiçekleri * Bad-i Saba * Selam Götürün * Ben Bir Zata Aşık Oldum * İlahiler ve Kasideler * Gülbeste * Yeşil Kubbe * Imparadies
Adem Şen * Ama Kardeşler * Çocuk İlahileri * Beytullah Kuzu * Boskurtun Bülbülleri * Dervişhan * Film Müzikleri * Grup Samen * Hasan Kılıçatan * Küçük Ahmet * Kemal Fahmi * M.Emin Ay - M.Demirci * M.Kocacan & R. Kapusuz * M.Sandal & R.Kaya * Mehmet Emin Ay * Mehmet Kef * Mehmet Yetkin * Recep Kapusuz * Yakup KILIÇ