* * * ONLINE ILAHI DINLERKEN SITEDE DOLAS * * * | |||
| Açılış Sayfası Yap | (ctrl+D) Favorilere Ekle | ||
Zamanin birinde bir kasabada yasayan dünyalar guzeli bir kiz varmis. Bu kiz oyle guzelmis ki cok uzak sehirlerden ve ulkelerden çok zengin,cok yakisikli, asil pek cok delikanli onu gormeye gelirmis.Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice sovalyeyi reddeden guzel kiz kimseleri begenmezmis.Bu arada ayni kasabada yasayan ve bu kiza asik olan genç bir delikanli da bu kizi istemis. Ama kiz onu da reddetmis. Aradan uzun yillargecmis. Bizim delikanli kasabadan ayrilmis. Kendine baska bir hayat kurmus ve evlenmis,coluk cocuga karismis. Bir gun yolu bir zamanlar yasadigi guzel,kucuk kasabaya dusmus. Orada tanidik birine rastladiginda aklina bir zamanlar orada yasayan dunyalar guzeli kiz gelmis ve ona ne oldugunu sormus. Yasli adam onunde gul bahcesi olan bir evi gostererek kizin evlendigini soylemis.Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmis olan kizin kocasini pek merak etmis.Bir gun gizlenip kocasini evden cikarken gormus. Kizin kocasi sisman, kel ve cirkin mi cirkin bir adammis.

Semine Demirci
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. biz ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik.
(Furkan, 48-49)
Gökyüzü bir anda karardı. Rüzgar başlamıştı. Cam açıktı. Pencere rüzgarın etkisiyle açılıp kapanıyordu. Zeynep korkuyla irkildi. Annesine seslendi. Birden ortalık aniden aydınlanıverdi. Şimşek çakmıştı. Ardından da gök gürültüsü geldi. Zeynep korkuyla koşmaya başladı. Annesi Zeynep’in telaşını fark etmemişti. “Anneciğim, anneciğim…” Annesi telaşla koştu. Camı kapattı. Zeynep’i kucağına aldı. Koltuğa oturdular beraberce. Zeynep’in kalbi hâlâ pıt pıt atıyordu. Sanki çok koşmuş da yorulmuş gibiydi.
Bir adam, çok sıcak bir yaz günü hem buz satıyor hem de, “Sermayesi tükenen adama, ne olur yardım edin!” diyerek çevresindeki insanlara yalvarıyordu. Yardım talebinde haklıydı. Buzları eriyordu çünkü. Oradan geçmekte olan bir Hakk dostu, bu sözü işitince bir an durakladı. Sonra düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde:
— Size ne oldu böyle? diye sordular. Velî cevap verdi:
Bir istiridye komşu istiridyeye dedi, " içimde büyük bir sancı var.Ağır ve yuvarlak; ve bana çok ıstırap veriyor."
Ve öbür istiridye tepeden bakar bir hoşnutlukla yanıtladı, "Göğü ve denizleri yaratana şükürler olsun ki benim içimde hiçbir sancı yok. İçimde ve dışımda her şey iyi ve tamam."
O sırada oradan geçmekte olan bir yengeç iki istiridyenin konuşmasını duydu ve içinde ve dışında her şey iyi ve tamam olan istiridyeye dedi, "Evet, iyi ve tamamsın; ama komşunun taşıdığı sancı gerçekte son derece güzel bir inci."
TUTACAK BİR ELİNİZ OLSUN !
Bir yaz günü plajda oturuyor kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum...
Her ikisi de deniz kıyısında kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle, kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı...
Kale neredeyse tamamlanmışken büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu...
Herşey bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü...
Falanca Camii imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim "fesüphânallah'lar, estağfirullah' lar çektirir hoca efendiye, hem de ardı arkasınca:
CEN.NET CAFE...
Cafe işleten delikanlıya hacetini söyler:
Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kar etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…
Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan iitbaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.
Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
mahalleye baloncu gelmiş.bütün çocuklar koşturmuş almışlar.bir çocuk yanaşmış baloncuya.amca banada birbolan verirmisin demiş.parayı ver verim balonu demiş baloncu parasız olmmaz demiş.ama benim param yokki demiş,ozman veremem demiş baloncu.çocuk üzülmüş kaldırıma oturmuş boynunu bükmüş.birden şiddetli bir rüzgar çıkmış.baloncunun bütün balonları uçup bir ağaca takılmış.baloncunun aklına bir muzurluk gelmiş.çocuğu çağırmış eğer bu balonları ağaçtan alırsan sana bir tane balon vericem demiş.çocuk bir hevesle ağaca çıkmış hepsini toplamış biri hariç o balonda ağacın en tepesindeki en ince daldaymış.onu alamamış inmiş.baloncuya hepsini vermiş ama amca demiş bir tane kaldı onu alamadım artık balonumu ver demiş.baloncu o tepedekibalon senindi demiş ister al ister alma demiş vermemiş.çocukta baloncuya demişki "elhamdülillah eskiden hiç yoktu artık ağaçtada olsa bir balonum var elhamdülillah rabbime"
sınıfta sınav oluyor soru üçgenlkerden x i bulma.lazın cevap kağıdı :)) işte selametle
Delikanlı alaca karanlıkta yürürken, yumuşak bir şeye
çarptığını fark etti. Eğildi baktı. Aman Allah’ım!... Ayaklarının
arasında, bir kalp duruyordu. Tıpkı resimlerdeki gibi, diri ve
;kanlıydı. Onu büyülenmişçesine avuçlarına aldığında, dehşetten
;çıldıracaktı. Kalp tıp tıp atıyordu ve sımsıcaktı.
Delikanlı, sanki ellerine yapışıp bir başka uzvu haline
...Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani boştu. Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu. Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu. İlk okulda iken bir gün annem bana “merhaba” demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.? Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım...
Baharın ilk günlerindeyiz. Havada ruha ferahlık veren bir güzellik var. Engin denizi yeşil bir kemer gibi şehrin göbeğinde tutan ince, uzun parkta yürüyor ve güneşin denizle oynaşmasını seyrediyorum. Vuslat coşkusu var suyun üstünde. Haşin dalgaların yumuşattığı büyük kayaların üstüne ağır adımlarla çıkıyorum sonra.
Mavinin her tonu yerle göğü birbirine bağlamış. Yavaş yavaş ilerleyen beyaz bulutlar taçlandırıyor ufkumu. Denizden esen ince hava saçlarımla oynuyor. Bir titreme sarıyor bedenimi. Dönüp parkı dolduran insanlara bakıyorum. İçinde, hüznü büyüten bir ben varım sahilde. Durmadım, duramadım yabancısı olduğum bu yerde.
Genç adam, bir eczanede kalfa olarak işe girmiş, tatlı dili ve çalışkanlığıyla kısa sürede göz doldurmuştu. İstenen ilaçları son hızla hazırlarken, bir yandan da müşteriyle sohbet ederdi. Gelenler hep keyifsiz insanlardı. Fakat kalfa mutlaka bir ortak nokta buluyor ve onlarla arkadaşlık kuruyordu. Orta yaşlı bir hanım olan eczacı, kalfasından son derece memnundu. Bu yüzden de aylığına sık sık zam yapıyordu.
Karanlığa Doğan Nur / Ümit Fehmi SORGUNLU
Tülin kendine geldiği an, vücudunda bir ağırlık hissetti. Kıpırdamak istedi, başaramadı. Yüz üstü yattığı yerden, ellerinin yardımıyla kalkmaya çalıştı. Yapamadı. Hâlsiz yere bıraktı kendini. Üstüne düşen dolabın ağırlığı gittikçe artıyor. Kalçasından bacaklarına doğru bir hissizlik yayılıyordu. Her taraf zifiri karanlıktı. Etrafı dinledi. Ortalıkta sanki bir ölüm sessizliği hakimdi. Ürperdi. Bilinçsiz bir korkuya kapıldı. Bulunduğu yerden bir an önce kurtulmak istedi. Bütün kuvvetini toplayarak vücudunu çekmek istedi. Ancak, güçsüz bedeni üzerindeki ağırlığı atmaya kafi değildi.
Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
Herşeyin Çözümü Kuran Ahlakıdır
Kuran'da, her konuda en mükemmel ve en akılcı çözümler sunulmuştur.
Adaletsizlik, ihtilaf, eşitsizlik, çekişme, kavga, haksızlık, israf, kuruntu, taassup, zulüm, şiddet, ekonomik ilişkiler, aile ilişkileri, ticari ilişkiler, insanlar arası sosyal ilişkiler, akrabalar arası ilişkiler ve bunlar gibi sayısız sosyal sorun ve konu hakkında kesin çözüm Kuran ahlakının yaşanmasıdır. Kuran ahlakı insanların yaşamlarını kolay, rahat ve mutlu kılacak en temel, en adaletli, en mükemmel ve en köklü çözümleri getirir.
KURU AKIL NEYE YARAR
Bir bedevi, devesine iki dolu çuval yüklemiş, birisi onu lafa tuttu. Vatanından sorup konuşturdu ve o suallerle bir hayli inciler deldi. Sonra dedi ki: “ o iki çuvalda ne dolu? Doğruca söyle!” Bedevi “ bir tanesinde buğday var. Öbürü kum, yiyecek bir şey değil1” dedi. Adam “ neden bu kumu doldurdun” diye sordu.
Bedevi cevap verdi: “ O çuval boş kalmasın diye”. Adam; “ Akıllılık edip buğdayın yarısını bu çuvala, yarısını da öbür çuvala koy. Bu suretle hem çuvallar hafifler, hem devenin yükü “ dedi. Bedevi bu fikri pek beğenip “ Ey akıllı ve hür hakim, böyle bir ince fikir, böyle bir güzel rey sahibi olduğun halde neden böyle çırçıplaksın, yaya yürüyor, yoruluyorsun?” Dedi. O iyi kalpli bedevi, hakime acıdı, onu deveye bindirmek istedi. Tekrar “ Ey güzel sözlü hakim, birazcık halinden bahset. Böyle bir akılla, böyle bir kifayetle sen ya vezirsin ya padişah. Doğru söyle!” dedi. Hakim dedi ki: “ İkisi de değilim, halktan bir adamım. Halime elbiseme baksana!” bedevi “ Kaç deven, kaç öküzün var?” diye sordu.
Yavuz Sultan Selim Han döneminde, İran hükümdarı Şah İsmail, kıymetli mücevherler ile dolu bir hediye sandığı gönderiyor, hünkâra.
Sandık açılır. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkar.
Fakat sandık açılır açılmaz, etrafa pek fena bir koku yayılır.
Önce, hiç kimse bir anlam veremez, nadide mücevherler ile dolu
sandıktaki bu fena kokuya. Sonra, mesele anlaşılır. Sandığın dibine çürümüş yiyecekler doldurulmuş. Yani, Şah İsmail, aklı sıra, cihan padişahına
"Bencil "yalnız " olarak doğmuştu. Çok büyük sıkıntıları vardı yaşama gözlerini açarken. Aç ,
güçsüz ve çaresizdi. Lakin bunu anlatacak çok güçlü bir silahı vardı Elinde " Gözyaşları" Sadece kendini
düşünmeliydi çünkü sadece o vardı ve tek başına idi.
Derken önce "Şefkat " daha sonra da " Sevgi" ile tanıştı. Onu hemen kollarına almışlar, giydirip ısıtmışlar, karnını doyurmuşlar, şarkılar söyleyip uyutmuşlardı. Onun bütün kaprislerine içten bir
Aşk-ı Nebi * Nevbahar * Gelin Ey Kardeşler * Osmanlı Torunuyuz * Sultanlar Sultanı * Gönül Kuşu * Özlüyorum * İki Gözüm * İlk Işık * Dervişhan 1 * Çağrı - Soundtrack * Acem Bülbülleri * H.K. Karma İlahiler * Adı Güzel * Talaal Bedru * Yanik Gönüller * Fani Dünya * Bahar Çiçekleri * Bad-i Saba * Selam Götürün * Ben Bir Zata Aşık Oldum * İlahiler ve Kasideler * Gülbeste * Yeşil Kubbe * Imparadies
Adem Şen * Ama Kardeşler * Çocuk İlahileri * Beytullah Kuzu * Boskurtun Bülbülleri * Dervişhan * Film Müzikleri * Grup Samen * Hasan Kılıçatan * Küçük Ahmet * Kemal Fahmi * M.Emin Ay - M.Demirci * M.Kocacan & R. Kapusuz * M.Sandal & R.Kaya * Mehmet Emin Ay * Mehmet Kef * Mehmet Yetkin * Recep Kapusuz * Yakup KILIÇ