Molla Cami Kitapliginda aradiginiz hersey elinizin altinda
* * * ONLINE ILAHI DINLERKEN SITEDE DOLAS * * *
Giriş Sayfası Yap   Açılış Sayfası Yap (ctrl+D)   Favorilere Ekle  Sık Kullanılanlara Ekle



Cikan google reklamlarinda istenmeyen reklamlari haber verirseniz engelleyebiliriz.

Tefsir

bir kelpte bulunan 10 haslet 10 güzel ahlak

üatazımızın buyurduguna göre bu 10güzel ahlakın her mü,minde muhakkak bulunması layık ve gereklidir 1sadakat sahibini terk etmez kovsada gitmez sahibine hizmet eder

1kanaat ne verilirse razi olur sofraya sokulmaz buldugu ile iktifa eder asla halinden şikayet etmez

Mollacami.com özel Kuran-ı Kerim dinleme sayfası

Mollacami.com özel Kuran-ı Kerim dinleme sayfası

Kuran dinlerken mealini aynı zamanda ekrandan okuyun.

TÜP BEBEK 2

EVET 5 ŞEKİL VARDIR TÜP BEBEK YAPMAK İÇİN BUNLARI İSTEYENE YAZARIM CAİZ OLAN İSE SADECE 1 TANESİDİR ERKEKTEKİ BİR SORUNDAN YADA KADININ RAHİM YOLUNDA OLAN SORUNLARDAN DOLAYI ERKEK SPERMİNİN RAHME ULAŞMAMASI DURUMUNDA SPERMLERİN TIBBİ YÖNTEMLE ANNE RAHMİNE KONMASIDIR.TABİ BU EBEVEYN OLAN İKİ KİŞİ İÇİN CAİZ DİR. DİGER YÖNTEMLER EBEVEYN DIŞINA ÇIKTIĞI İÇİN KES

Fasık kimdir? Nedir?

Fasık kelimesi üzerine bazı sualler,

Kur'anı Kerimde yapmış olduğum arama neticesinde fasık kelimesi 25 yerde geçmektedir. Bu Ayeti Celile'lerin meal manalarına baktığımızda fasıkların hidayete erdirilmeyeceğinden bahsedilmektedir. Özellikle ;
MAİDE SURESI : 108-İşte bu, şahitliği gerektiği gibi yapmalarına veya yeminlerinden sonra, yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmalarına en yakın bir çaredir. Allah'tan korkun ve söyleneni iyi dinleyin! Çünkü Allah fasık lar topluluğunu doğru yola çıkarmaz. ve

Kasem

''Kasem''(yemin), Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın çokça isti'mal ettiği ulvi bir üslubudur.

Bu hususta Bediüzzman Said Nursi Hazretleri Muhakemat adlı eserinde şöyle bir ifadeye yer vermektedir:

''O meclis-i âlî-i Kur’ânîye girmiş olan kâinatın her ferdi, dört vazifeyle muvazzaftır.

''Birincisi: İntizam ve ittifakla Sultan-ı Ezelin saltanatını ilân...

Allah Sabredenlerle Beraberdir

"Şüphesiz, Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Sûresi, 2:153; Enfâl Sûresi, 8:46.) ayetinden hikmet ve gaye nedir?

Elcevap:
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Mektubat&Page=271

Hakiki Saadet ve Lezzet Kabrin Arkasındadır.

Bir iki gün evvel bir hâfız, Sure-i Yûsuf'tan bir aşr, tâ

تَوَفَّنِى مُسْلِمًا َوَاْلحِقْنِى بِالصَّاِلحِينَ(Canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere kavuştur.-Yusuf Suresi:101) e kadar okudu. Birden ânî bir surette bir nükte kalbe geldi: Kur'ana ve îmana ait herşey kıymetlidir, zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet saadet-i ebediyeye yardım eden küçük değildir. Öyle ise, "şu küçük bir nüktedir, şu izaha ve ehemmiyete değmez" denilmez. Elbette şu çeşit mesailde en birinci talebe ve muhatab olan ve nüket-i Kur'aniyeyi takdir eden İbrahim Hulûsî, o nükteyi işitmek ister. Öyle ise dinle:

tevazu hk.

Bazan tevazu, küfrân-ı nimeti istilzam ediyor; belki küfrân-ı nimet olur. Bazan da tahdis-i nimet, iftihar olur. İkisi de zarardır. Bunun çare-i yegânesi-ki ne küfrân-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun-meziyet ve kemâlâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün'im-i Hakikînin eser-i in'âmı olarak göstermektir.

Meselâ, nasıl ki murassâ ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese, "Maşaallah, çok güzelsin, çok güzelleştin." Eğer sen tevazukârâne desen, "Hâşâ, ben neyim? Hiç! Bu nedir, nerede güzellik?" O vakit küfrân-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san'atkâra karşı hürmetsizlik olur.

Risale-i Nur'da "Hoşgörü" Ölçüleri

Risale-i Nur'da "Hoşgörü" Ölçüleri

Ferd, mütekellim vahde olsa; müsamahası, fedakârlığı amel-i salihdir. Mütekellim maa'l-gayr olsa hiyanet olur.

Sünuhat, s. 20

Şark husumeti, İslam inkişafını boğuyordu, zail oldu ve olmalı. Garb husumeti, İslamın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir, baki kalmalı.

Sünuhat, s. 62

İ'lem, eyyühe'l-azîz!

La Havle ve La Guvvete İlla Billah

İ’lem Eyyühel-Aziz! لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللّهِ cümle-i mukaddesesi, insanın zerre vaziyetinden, insan-ı mü'min suretine gelinceye kadar camidiyet, nebatiyet, hayvaniyet, insaniyet gibi geçirdiği etvar ve ahvaline nâzırdır. Şu menzillerde insanın letaifi pek çok elem ve emellere maruzdur. Maahaza havl ve kuvvetin müteallikleri zikredilmeyerek mutlak bırakılmıştır. Binaenaleyh bu cümle, teselli-bahş olup şümulü dâhilinde olan makamlara göre tefsir edilir. Meselâ:

Kıyamet Günü

İnsan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de fücurla sürdürmek ister.
' "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.
Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,' Ay karardığı, Güneşve ay birleştirildiği zaman;
İnsan o gün: "Kaçışnereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok.
O gün,sonunda varılıp karar kılınacak yer' yalnızca Rabbi'nin katıdır.
(Kıyamet Suresi, 5-12)

Akibet Muttakilerindir.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَادُواْ وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Kısa Meali:Şüphesiz iman edenler; yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.(Bakara,62)

Ölümün Mahluk Olması ve Nimetiyet Ciheti

Furkan-ı Hakîm'de اَلَّذِى خَلَقَ اْلمَوْتَ وَاْلحَيَوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً gibi âyetlerde "Mevt(ölüm) dahi, hayat gibi mahluktur, hem bir nimettir." diye ifham ediliyor. Halbuki zâhiren mevt; inhilâldir, ademdir,(zahiren bir yokluk) tefessühtür,(çürümek) hayatın sönmesidir, hâdimüllezzattır..(lezzetlerin bitmesi) nasıl mahluk ve nimet olabilir?

Elcevap:Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebde'dir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasılki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir; öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir. Çünki en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor. Zira meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti; tefessüh ile çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizacat-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sünbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti, sünbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi, hayat kadar mahluk ve muntazamdır.

Mimsiz Medeniyetin Çirkin Yüzü

َفِلاُمِّهِ السُّدُسُ (Anneye 1/6 hisse) İşte mimsiz(mim harfi olmaz ise;deniyet olur ki;vahşi demektir.) medeniyet, nasıl kız hakkında, hakkından fazla hak verdiğinden böyle bir haksızlığa sebeb oluyor.. öyle de: Valide hakkında hakkını kesmekle daha dehşetli haksızlık ediyor. Evet rahmet-i Rabbaniyenin en hürmetli, en halâvetli, en latif ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i valide, hakaik-i kâinat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattır. Ve valide, en kerim, en rahîm öyle fedakâr bir dosttur ki; o şefkat saikasıyla bir valide, bütün dünyasını ve hayatını ve rahatını, veledi için feda eder. Hattâ valideliğin en basit ve en edna derecesinde olan korkak tavuk, o şefkatin küçücük bir lem'asıyla yavrusunu müdafaa için ite atılır, arslana saldırır.

Sûre-i Yâsin, on defa Kur'ân kadar olduğuna rivayet vardır.

Hem meselâ, insafsız ehl-i ilhâdın mübalâğa zannettikleri, hattâ muhal bir mübalâğa ve mücazefe tevehhüm ettikleri biri de, amellerin sevabına dair ve bazı surelerin faziletleri hakkında gelen rivayetlerdir. Meselâ, Fâtiha'nın Kur'ân kadar sevabı vardır; Sûre-i İhlâs, sülüs-ü Kur'ân;Sûre-i İzâ Zülzileti'l-Ardu, rub'u;Sûre-i Kul Yâ Eyyühe'l-Kâfirûn, rub'u;Sûre-i Yâsin, on defa Kur'ân kadar olduğuna rivayet vardır. İşte, insafsız ve dikkatsiz insanlar demişler ki: "Şu muhaldir. Çünkü Kur'ân içinde Yâsin ve öteki faziletli olanlar da vardır. Onun için mânâsız olur."

İnkarcıların Sonu

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُوْلَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ

Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır. (Beyyine,6)

:إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا
''Şüphesiz o kimseler ki kafir oldular'':مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ ''O kafir olanlar,ehl-i kitab olan Yahudi ve Hristiyanlar ile müşriklerdir.

Her Şey O'nu Tesbih ve Hamd Eder.

''.........Her şey, O Zat-ı Zülcelali hamd ile tesbih eder.Onu hamd ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. (İsra,44)

Tesbihin manası:''Cenab-ı Hakkı şerikten,kusurdan,noksaniyetten,zulümden,aczden,merhametsizlikten,ihtiyaçtan,aldatmaktan,kemal ve camal ve celaline muhalif olan bütün kusurattan takdis ve tenzih etmektir.(Asa-yı Musa,Risale-i Nurdan)

Abd,kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pak ve müberra ve ehl-i dalaletin efkar-ı batılasından münezzeh ve mualla ve kainatın bütün kusuratından mukaddes ve muarra olduğunu;tesbih ile Sübhanallah ile ilan etsin(Sözler,a.g.e.)

Ledün ilminin Allah azimişan c.c. hakim ismi sıfatındaki tecellileri nelerdir

Kuranın bir çok yerinde örneğin yasin suresi 2.ayet haşr suresi son ayet.özelliklede isa as.sana incili tevratı ve hikmet öğrettik zaviyesinden bakılırsa sevinirim bir tefekkur konusu zihnimi kurçalıyor meşveret yaparak bir çözüm bulabiliriz

Hak Din Tabiri

Denir ki;aslı bozulmuş ilahi dinler;yahudilik, hristiyanlık..............Haşa! Böyle ilahi dinler yok ki; aslı bozulsun!
Yahudilik ve Hristiyanlık haşa! sümme haşa! ilahi dinler değillerdir.

Din yalnız ve yalnız İslamiyettir.Hz.Adem(as)den Hz.Muhammed(asm)'a kadar gönderilen din İSLAMİYETTİR.İsa(as)'a tabi müminlerde müslümandılar tek fark İsa(a.s.)'a gönderilen şeriatla amel ediyorlardı.
Dolayısı ile;ne olursa olsun Hristiyanlık ve Yahudilik hak din diye vasıflanamaz.Diğer bir tabirle; Yahudiler ve Hristiyanlar Peygamberlerinin getirmiş oldukları İslam dinini dinlemedikleri ve ahbar ve ruhbanlarını dinleyerek yahudileştiler ve hristiyanlaştılar.

Cevap Vermek Ayrıdır, Kabul Etmek Ayrıdır

ALINTI
Cenâb-ı Hak “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” mealinde

قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبِّى لَوْلاَ دُعَآؤُكُمْ ferman ediyor. Hem اُدْعُونِى اَسْتَجِبْ لَكُمْ (Bana dua edin cevap vereyim)emrediyor.

Eğer desen: “Bir çok defa dua ediyoruz, kabûl olmuyor. Halbuki, âyet umumîdir.. her duaya cevap var ifade ediyor.”

Elcevab: Cevap vermek ayrıdır, kabûl etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabûl etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenâb-ı Hakk'ın hikmetine tâbi'dir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: “Ya Hekim! Bana bak.” Hekim: “Lebbeyk der.. Ne istersin” cevap verir? Çocuk: “Şu ilâcı ver bana” der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenâb-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hâzır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insânın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbâniyyenin iktizasıyla ya matlûbunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.

İçeriği paylaş

Yemek Tarifleri
Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Anket

Son yorumlar



ihya.org toplist hosting TOPlist

uyeadi@mollacami.com 2GB Alan bedava:)