Cikan google reklamlarinda istenmeyen reklamlari haber verirseniz engelleyebiliriz.
Slm aleyküm
Mescidin Siyahi MeleGi By: romuslu_6 (7 replies) Per, 2005-12-15 08:00
- Slm By: bykaratas (2005-12-21 09:58)
- By: umit_34 (2005-12-22 09:30)
- By: mervecik (2006-03-17 09:20)
- Slm aleyküm By: Mussy (2006-04-01 15:45)
- By: Mussy (2006-04-01 15:48)
- By: Mussy (2006-04-01 15:57)
- RE: Mescidin Siyahi MeleGi By: seyyah99 (2006-04-02 18:45)
Kim neler yaziyor?
Adıdagüzel · asya??? · Ecyad · firttix · Gök Sultan · Güvercin24 · Ebu Ömer · Tebesüm · _313_ · Bezirgan · rose5584 · romuslu_6 · NAZLİ34 · başak · yolcu · zumer · mervecik · Hazen · farukaktaş · seyyah99 · osmancetin53 · berrin_33 · learner · miyasel · ESLAH · hazan_im · gözyaşı · tefrih · ayasofya camii · vahiy · jade · Mezopotamyali · hdanisman · Pür Nûr · sevgim · HACI ALI · Halis Ece · Hasan Dursun · Hicret · Mihman · piri reis · Râbia · müteallim · Tüm Yazilar · Kütüphane Yazıları
Anket
Son yorumlar
- Re: Recep Kapusuz - Şol Kainat Olmadan
12 saat 11 dakika önce - s.a
12 saat 40 dakika önce - mal
15 saat 2 dakika önce - mevlamın hikmeti
17 saat 28 dakika önce - yitik sevdamın adı...
1 gün 17 saat önce - Re: ilahileri yukarıdaki "bu
1 gün 20 saat önce - belli bir adami
1 gün 20 saat önce - CEVSEN
19 saat 50 dakika önce - YEŞİL KUBBE ALBÜMÜNÜ İNDİREMİYORUM
1 gün 21 saat önce - Cevsen
1 gün 20 saat önce


Slm aleyküm
YASANMiS BiR ÖYKÜ
(Bu yasanmis öyküyü aktaran, sayin Dr. Ömer Musoglu 85 yasindadir ve halen
istanbul Moda`da
oturmaktadir.)
1957 yilinda istanbul Tip Fakultesi`nden mezun olup ihtisas yapmak uzere
ABD`ye gitmistim. Gorev yaptigim hastahanede basimdan geçen ilginç bir
hadiseyi soyledir:
Amerika`ya gittigim ilk yillar... New York`da Medical Center Hospital`da
gorev almistim. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak,
elektrokardiyografi çekmek gibi isler...
Yeni gelmis doktorlar hemen dogrudan hasta muayenesine, tedavisine
verilmiyor. Diger zamanlarda da laboratuvarda çalisiyorum. Bir hastaya
gittim. Yaslica bir adam, tahminen yetmis bes yaslarinda.
'kan verecegim kolunuzu açar misiniz?'dedim. Adamcagiz kanserdi ve ayni
zamanda kansizdi. Kolunu açtim, baktim pazusunda Turk bayragi dovmesi var.
Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan
edemedim:
'Siz Turk musunuz?' Kaslarini yukariya kaldirarak 'hayir' manasina bir
isaret yapti. Ama ben hala merak ediyorum.
'Peki bu kolunuzdaki Turk bayragi nedir?'
'Aldirma oylesine bir sey iste.' dedi.
Ben yine israrla: 'Fakat benim için bu çok onemli, çunku bu benim
milletimin bayragi, benim bayragim...'
Bu soz uzerine gozlerini açti. Derin derin yuzume bakti ve mirlti halinde
sordu:
'Siz Turk musunuz?'
-Evet Turk`um.
ihtiyar gozlerime tanidik bir goz ariyor gibi bakti. Anlatmaya basladi:
'Yil 1915. Çanakkale diye bir yer var Turkiye`de. Orada savasmak uzere
butun Hiristiyan devletlerden asker topluyorlardi. Ben, Avustralya
Anzaklarindandim.
ingilizler bizi toplayip
dediler ki:
'Barbar Turkler Hiristiyan dunyasini yakip yikacaklar. Butun dunya o
barbarlara karsi cephe açmis durumda. Birlik olup uzerlerine gidecegiz. Bu
savas çok onemlidir.'
Biz de inandik sozlerine ve savasmak isteyenler arasina katildik.
Beynimizi yikayan ingilizler Turklere karsi topladigi askerlerin tamamini
Çanakkale`ye sevk ediyormus. Bizi gemilere doldurup Misir`a getirdiler,
orada birkaç ay talim gorduk, sonra da bizi alip Çanakkale`ye getirdiler.
Savasin siddetini ben ilk orada gordum. Oyle ki denize dusen gulleler
sulari metrelerce yukari fiskirtiyor, gokyuzunde havai fisekler geceyi
gunduze çeviriyordu. Her taarruzda bizden de Turklerden de yuzlerce insan
hayatinin baharinda can veriyordu.
Fakat biz hepimiz Turklerdeki gayret ve cesareti gordukçe sasiriyorduk.
Teknolojik yonden çok çok ustun oldugumuz gibi sayi bakimindan da
fazlaydik. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren sey neydi? ilk baslarda
zannediyordum ki ingilizlerin bize anlattigi gibi Turkler barbarliktan
boyle saldiriyorlar: Meger bu barbarliktan degil yureklerindeki vatan
sevgisinden kaynaklaniyormus. Biz karaya çiktik.
Taarruz edecegiz,
bizi puskurtuyorlar. Tekrar taarruz ediyoruz, bizi yine puskurtuyorlar.
Tekrar taarruz
ediyoruz... Derken boyle bir taarruzda basimdan yedigim bir dipçik
darbesiyle kendimden geçmisim. Gozlerimi açtigimda kendimi yabanci
insanlarin arasinda buldum.
Nasil korktugumu anlatamam. ingilizler bize Turkleri barbar, vahsi
kimseler olarak tanitti ya...
Ama dikkat ettim, bana hiç de ofkeli bakmiyorlar, yaralarimi sarmislar.
iyice
kendime gelince bu defa çantalarinda bulunan yiyeceklerinden ikram ettiler
bana. iyi biliyorum ki onlarin yiyecekleri çok çok azdi. Bu haldeyken bile
kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardi. Sok oldum dogrusu. Dedim ki kendi
kendime: 'Bu adamlar isteseler beni su anda oldururler ama oldurmuyorlar,
beni doyuruyorlar. Veyahut isteseler onceden oldurebilirlerdi.
Halbuki beni cephenin gerisine goturduler.' Biz esirlere misafir gibi
davraniyorlardi. Bu duygularla `Yaziklar olsun bana` dedim. Boyle asil
insanlarla ben niye savasiyorum, niye savasmaya gelmisim? Bu ingiliz
milleti ne yalanciymis, ne kadar Turk dusmaniymis` diyerek pisman oldum.
Ama bu pismanligim fayda etmiyor ki... Bu iyilige karsi ne yapsam diye
dusundum durdum gunlerce.
Nihayet bizi serbest biraktilar.
Memleketime dondum. iste memlekette Turk milletini omur boyu unutmamak
için koluma bu Turk bayragi dovmesini yaptirdim. Bu bayragin esrari bu
iste.'
Benim gozlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:
'Talihin cilvesine bakin ki o zaman olmek uzereyken yaralarimi
iyilestirerek sihhate kavusmama çaba sarfeden Turklerdi. Simdi de Amerika
gibi bir yerde yillar sonra yine iyilestirmeye çaba sarfeden bir Turk... Ne
garip degil mi? Avustralya`dan Amerika`ya gelirken bir Turkle boyle
karsilasacagimi hiç tahmin etmezdim. Siz Turkler gerçekten çok merhametli
insanlarsiniz. Bizi hep kandirmislar, buna butun kalbimle inaniyorum.'
Bu sozlerin ardindan nemli gozlerle 'Bana adinizi soyler misiniz?'dedi.
'Omer' cevabini verdim. Merakla tekrar sordu: 'Peki niçin Omer ismini
vermisler sana?'
-Babam Muslumanlarin ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Omer
adini vermis.
-Senin adin Musluman adi mi?
Ben, 'Evet, Musluman adi.' deyince yuzume bakti, dogrulmak istedi. Onun
yatakta oturmasina yardim ettim. Gozleri dolu doluydu. Yuzume bakarak dedi
ki: 'Senin adin guzelmis. Benim adim simdiye kadar Josef Miller` simdiden
sonra 'Anzakli Omer' olsun.'
'Olsun' dedim.
-Peki hekim beni Musluman eder misin? Musluman olmak zor mu?
Sasirdim, nasil da birdenbire Musluman olmaya karar vermisti? Meger o bunu
hep dusunuyormus da kimseyle konusup soramadigi için gerçeklestirememis.
'Tabii' dedim. 'Musluman olmak çok kolay.' Sonra kendisine imanin ve
islam`in sartlarini anlattim, kabul etti. Hem kelime-i sehadet getiriyor,
hem de agliyordu. Mirildandi:
'Siz Muslumanlar tesbih çekersiniz, bana da bir tesbih bulsan da ben de
yattigim yerden tesbih çekerek Tanri`yi ansam olur mu?'
Bu sozden de anladim ki dedelerimiz savas esnasinda Tanri`yi zikretmeyi
ihmal etmiyormus. Sonrasinda bir tesbih bularak kendisine getirdim.
Hasta yataginda tesbih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk.Bir gun
yanina gittigimde samimi bir sekilde rica etti:
'Beni yalniz birakma olur mu?'
-Ne gibi Omer amca?
-Ara sira gel de bana islam`i anlat! Sen çok guzel seylerden
bahsediyorsun. O sozleri duydukça kalbim ferahliyor.
O gunden sonra her gun yanina gittim, bildigim kadariyla dinimizi
anlattim. Fakat gunden gune eriyip tukeniyordu. Kaç gun geçti tam
hatirlamiyorum, hastanenin genel hoparlorunden bir anons
duydum:
'Doktor Omer, lutfen, 217 numarali odaya gelin!'
Hemen yukari çiktim. Omer amcanin odasina vardigimda gordugum manzara
aynen soyleydi: Sag elinde tesbih, açik duran sol kolunun pazusunda dovme
Turk bayragi, gogsunde imaniyla koskoca Anzakli Omer son anlarini
yasiyordu.
Hemen basucuna oturdum, kendisine kelime-i sehadet soylettim, o sekilde
kucagimda ruhunu teslim etti...
Ne yalan soyleyeyim agladim, agladim...
(Nakleden: KKTC Kurucu Cumhurbaskani Rauf DENKTAS, Yenicag Gazetesi,