mollacami.com

Molla Cami Kitapliginda aradiginiz hersey elinizin altinda
* * * ONLINE ILAHI DINLERKEN SITEDE DOLAS * * *
Giriş Sayfası Yap   Açılış Sayfası Yap (ctrl+D)   Favorilere Ekle  Sık Kullanılanlara Ekle


Diyalogculardan çalgılı, cümbüşlü mevlid kandili....

Posted On: Per, 2007-05-10 14:12 by firttix


2006 yılında diyalogcuların düzenlediği "çalgılı kandil kutlamasına" bir köşe yazarının tepkisini sunacağım.

Diyalogcular, 2007 yılında çalgı çeşitliliğini ve sulandırma oranını abartarak yine bir gece tertip ettiler. Sulandırma konusundaki azimlerinin ve gayretlerinin ciddiyetini bizlere gösterdiler.

Yukarıdaki görüntüler 2007 yılına aittir.

******************************************************************
*********************************
*****************
**********
********
****
**

Sıra Hz. Peygamber’i çalgıyla anmaya mı geldi?

Bugün 22 Rebiulevvel… 10 gün önce, yani 12 Rebiulevvel canımız, sevgili Peygamberimiz, Can Muhammed’in doğum günüydü. O’nun dünyayı şereflendirdiği gece “Mevlid Kandili”dir. O geceyi kutlamakla şereflenmeye çalışıyoruz.

O’nun dünyayı şereflendirdiği sene, Rebiulevvel ayının 12’si 20 Nisan’a denk gelmişti. Dolayısıyla, Miladi tarihe göre de, O’nun doğum günü 20 Nisandır, yani bugün.

Miladi takvim baz alınarak da olsa, son senelerde O’nun doğumunun “Kutlu Doğum Haftası” olarak anılıyor olması güzel oldu. Bu milletin kalbindeki peygamber sevgisini anlamak isteyenler, “Kutlu Doğum Haftası”ndaki kalabalıklara bakmalıdırlar.
Bakmalıdırlar diyoruz amma, milletteki o ezeli ve ebedi sevgiyi görmeye tahammül edemeyenler nasıl bakacak! Elbette gözü kamaşacak ve göremeyecek. Kendisi görmeye tahammül edemeyince, tabii ki içinin almadığı şeyi başkalarına da göstermek istemeyecektir…

Nitekim öyle oluyor. Milleti ilgilendirmeyen kıytırık bir mesele için bir araya gelen üç-beş kişiyi, tumturaklı seslerle duyuranlar, Hz. Muhammed (a.s.) sevgisiyle bir araya gelen onbinlerce kişilik zinde, heyecanlı kalabalıkları ne görüyor, ne gösteriyor, ne de duyuruyorlar.

Bir başka çeşit tamammülsüzlük daha var. Ama önce birkaç hatırlatma yapmalıyım:
Peygam, “Haber”, peygamber de “Haber getiren” demektir.
Peygamberler, Allah’ın vahiy yoluyla kendilerine bildirdiği gerçeklerin haberlerini…
Ve iman ve ibadetle ilgili bilgileri, insanlara getiren, aktaran mübarek zatlardır.
Peygamber denilince, akla ilk gelen imandır, ibadettir, güzel ahlaktır, fedakarlıktır.
Peygamberler işte taşıdıkları bu sıfatlarla anılmalıdır. Yoksa, çalgıyla falan değil.

Peygamberimiz anılırken, O’nun verdiği iman mücadelesi, bu uğurda katlandığı eziyetler, tahammül ettiği haksızlıklar, güzel ahlakı, insanları iyilik ve ibadetlere teşvik etmesi ve mübarek sözleri anlatılmalıdır. Kainatın, O’nun hürmetine yaratıldığı anlatılmalıdır.
Kısaca: Hz. Peygamber Allah’ın habercisi olduğuna göre, O, Allah’tan getirdiği haberler anlatılarak anılmalıdır. O’nun ahlakından örnekler verilmelidir ki gerçekten anılmış olsun.

İşte tahammülsüzlüğün ikinci kısmı, bunlara zıt bir şekildeki sözde anmadır.

Saz, caz ve bir sürü çalgı aletini yığdıkları bir salona insanları davet edip, o çalgı aletlerini kulakları sağır edercesine dambur-dumbur hep birden çaldıran, üstüne üstlük bunun adına bir de “Son Peygamber Hz. Muhammed’i anmak” diyenleri ne diye isimlendirmeli acaba?

Sevgili Peygamberimiz –haşa- bir Mozart mıdır ki çalgılarla anılsın!..

Kadın- erkek ayırımı yapmadan, sahnede bazılarının eline mikrofon verip, yoğun çalgı seslerinden ne denildiği bile doğru dürüst anlaşılmayan sözde na’t ve kasideleri, bir konser havası içinde söyletmek ne zamandan beri Hz. Peygamber’i anmak oldu?
Sevgili Peygamberimiz’i işte böyle anan(!) bu dostlar, “Hıristiyanlığa yeşil ışık yakmakla” da suçlanıyorlar. Ama bu suçlamayı kabul etmiyor ve diyorlar ki:


“Bizim bu faaliyetlerimizden dolayı Hıristiyan olan tek kişi varsa söylesinler. İsim versinler diyoruz, bir tek isim veremiyorlar.”

Değerli okuyucular! Benim, İstanbul’daki bir lisede tarih öğretmenliği yapan bir akrabam var. Peygamberimiz’e ve Kur’an’a iman edip etmemeyi önemli saymıyor. Dolayısıyla, Peygamberimiz’e ve Kur’an’a inanmayan Hıristiyanların da cennete gideceklerini söylüyor. “Allah’ın cenneti geniş; Hıristiyanlar niçin cennete girmesinler” diyor.

Kur’an’ı yüzünden düzgün okumayı bile pek beceremeyen bu genç öğretmenimiz, Peygamberimiz’e ve Kur’an’a iman etmek üzerinde durmuyor ama, Hıristiyanları müdafaadan da geri durmuyor. İsim isteyenlere onun ismini versek kabul edilir mi acaba?

“Gülerce”sine ve meydan okurcasına “İsim versinler” diyen dostlarımız gerçekten isim istiyorlarsa, ben hazırım. Gerçi bu genç Hıristiyan değil Müslüman. Ama ısrarı da ortada. Sorsunlar bakalım derdi neymiş. Onlar öğrensinler de biz de onlardan öğrenelim…

20 Nisan 2006 Perşembe
Ali Eren, Vakit

( categories: )

diyalog

akademimusa05   |   Cum, 2007-08-17 19:51

selamünaleyküm kardeşler.Bu insanların yaptıkları sadece gösteriş onun haricinde hiçbi hizmetleri yok,amaçları hizmet adıaltında ticaret yapmak,bu insanlar mübarek GÜN VE GELERİ'de ticarete dönüştürdüler,doslar alışverişte görsünler diye.
Son zmanda elime ilginç bir kitap geçti AYRAÇ YAYINLARINDAN ÇIKAN DÜNYADA VE TÜRKİYEDE SİYASAL İSLAMCILIK ; ÇOK ENTERASAN VE İLĞİÇ BAKARSANIZ HAYRETLER İÇİNDE KALACAKSINIZ!!!!! OSMANLININ SON ŞEYHÜLİSLAMI MUSATAFA SABRİ EFENDİNİN SAİD NURSİYE VE MEZHEBİ HAKKINYAZMIŞ OLDUĞU REDDİYE ADLI KİTABINDA BAKINIZ NELER NELERDİYO: Bismillah,Hamdele,Salvele...Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak içap eder.Birincisi;Mürdlerinin SAİDİ İ'zam edecegiz diye KÜFRE varan sözleridir.İkincisi ise;SAİD' in izharı keramet etmesi ve sureyi NURUN asıl MUHATABININ kendisi oldugu hakkındaki ZU'mu batılı...Belkide bu sözleri İĞFALATI ŞEYTANİYEYİ,İLHAMATI TAKİKİYİ ZANNEDECEK KADAR İHTİYAR VEMAĞŞUŞ OLMASINDANDIR.Diyor bu zatın peşine düşenlerden fazla birşeyler beklenir mi? çalgılar,türküler daslar bunların hayat tarzları RABBİM ÜMMETİ MUHAMMEDEİN EVLATKLARINI BU YOLLARDAN KORUSUN.Şükürler olsunki bizlere son asrın MÜRŞİDİ KAMİLİNİ BİZLERE NASİP ETMİŞ ONDAN ALLAH RAZI OLSUN. YOLUNDAN BİZLERİ AYIRMASIN. SELAM VE DUA İLE

Bir zamanlar camilerin

seyyah99   |   Per, 2007-08-16 16:34

Bir zamanlar camilerin içine kilise tarzı sıralar konmak istenmişti.
Çalgı eşliğinde bir tür ilahili ibadet yapıp dini alanda Reform yapılmak istenmişti.
Aynı hırıstiyanlar gibi.
Bunu başaramadılar.
Çünkü milletin gönlündeki iman ateşi henüz capcanlı yanmaktaydı.
O günlerde böyle bir girişim büyük bir tepkiye sebep olacaktı.
Milletimizi felakete sürüklemek istiyenlerinde foyası meydana çıkacak ve bulundukları yerlerde barınamayacaklardı.
Fırsatını beklediler yıllarca.
Sinsice bu milleti aldatmaya devam ettiler.
O zaman yapmaya cesaret edemedikleri şeyleri,
zaman, mekan ve usul farkıyla şimdi deniyorlar.
Yazık olanda, bu tür yıkım faaliyetleri için, yine İslami hassasiyeti var olan kesimleri kullanıyorlar.
Ve en kötü olanıda...,
Dini hassasiyeti yüksekmiş gibi gözüken din kardeşlerimizin, böyle bir faliyetin içinde yer almalarıdır.

Kaş yapalım derken göz çıkarmak diye buna derler herhalde...

firttix kardeşim Allah

talebecikk   |   Çar, 2007-08-15 21:35

firttix kardeşim Allah senden razi olsun böylesine gerçekçi paylaşımları sundugun için ama ne yazıkki hala bunları inkar edenlerimiz var.KArdeşim ayet var,hadis var daha ne olsun açıkça belirtilmiş herşey büyük âlimlerimiz açıklamış bunun üzerine bizim açıklama yapmamızın bir manası yok..Peygamber Efendimiz(sav) ve büyük zatlar vs.isimleri anıldığı zaman oraya teşrif ederler.Öyle bir manzarayı görmek onları mutlu mu eder acaba!?Neden hala onları savunanlar var anlamıyorum dogrusu.Allah hidayet versin..

Arkadaşım diyalogcuların

hadime   |   Salı, 2007-08-14 23:19

Arkadaşım diyalogcuların anaokullarından birinde staj yapıyordu.Mevlid kandilini kutlamak için bir pasta getirip üstüne mumlar koymuşlar ve çocuklara "İyi ki doğdun peygamberimiz" dedirtmişler.Arkadaşım bu olay karşısında zaten şok olmuş bir şekilde ne diyeceğini bilememiş.Birinci ağızdan dinlememiş olsam ben de bu kadarını da yapmazlar artık derdim.Allah hidayet versin ne diyelim.

Kardeşlerimsiniz ya..işte

mat_ogret   |   Salı, 2007-08-14 23:09

Kardeşlerimsiniz ya..işte bu en güzel soylenecek sözz buu.. onlar hayattlarının geri kalanında düşünüp meşgul olsunlar bunla...sadece ufacık bu olay bile onalrın ömürlerinin sonuna kadar düşündürecek karsılıgında tek bir hece bile söyleyemeceği durumdur.Hz.Allah sizden razı olsunn

--------------------------------------------------------------------------------------------------
“..dünyaya HOP HOP , ZOP ZOP için gönderilmedik....."

Böyle diyaloğa, böyle

Adem YAKUT   |   Salı, 2007-08-14 21:28

Böyle diyaloğa, böyle gece. Kel kafaya şimşir tarak.

selamun aleykum, geçen gün

nurnihan   |   Salı, 2007-08-14 21:03

selamun aleykum,

geçen gün ki miraç kandilinde de ne yazık ki samanyolu tv de aynı tür kutlamalar vardı. Kadın erkek karışık, herkes rahat koltuklarında kimisi bacak bacak üstüne atmış, sahnede şarkı mı ezgi mi karışık birşeyler çalınıp söyleniyor vsvs. Sanki sinema, tiyatro izleniyor yada herhangi bir konferans dinleniyor hissi var..Kutsal geceymiş, her dakikası bile önemliymiş, ibadetle geçirilmeliymiş kimin umurunda..

bu şekildeki gösterileri yapanlar -şayet iyi niyetli iseniz - mübarek gecelerde değil, bu gecelerin dışındaki zamanlarda ve mümkünse kadın ve erkeklere ayrı yer ayırılmış olarak yapın.. en azından insanlar diğer vakitlerinde mubah işler yapmış olurlar..

bu görüntüler, beğenmediğim TRT ve TGRT yi bile özletti bana. Orada en azından camide dizüstü oturmuş, kuran ilahi ve mevlid dinleyen müslümanlar var idi. Ve bu yayınlarla bizde kuran ilahi ve mevlid dinleyebiliyor idik.

Topu topu yılda 5 kere olan (mevlid,regaib,miraç,berat, kadir) bu mübarek gecelere neden kandil denildiğini biliyor musunuz?

çünkü Hz Ömer, bu gecelerde insanlar toplu halde ibadet ve zikirle meşgul olabilsinler diye, cami ve mescidlerde bütün gece kandil yaktırırmış.. malum o zamanlar elektrik yok.. insanlar da yanan bu kandillerin ışığında bütün gece mescitlerde Allaha ibadet, taat, dua ve zikirde bulunurlarmış.. Hatta bütün gece halkın bu kandiller sayesinde ibadet edebildiğini gören Hz Ali'nin, bu uygulamasından dolayı Hz Ömer hakkında övgüsü ve duası da meşhurdur. İşte bu sebeple mübarek geceler kandil diye anılır olmuş, tüm gece kandillerin yanmasından ötürü...

Sahabeyi kiram ve ecdadımız, insanlar ibadet edebilsinler diye neler yapıyor, gülen cemaati (dikkat nur cemaati demiyorum, ben ikisinin ayrı olduğunu düşünüyorum) neler yapıyor.. İşte aradaki fark.. yaklaşım ve zihniyet meselesi.

lütfen bu gecelerde insanları ibadete teşvik edin, senede yalnız 5 kandil gecemiz var, bu gecelerin her dakikası hiçbir değerle ölçülemeyecek kadar kıymetli, hiç bir dakikasını boşa harcamaya hatta mübah saydığımız günlük işlerimize dahi ayırmaya değmez, ecdad bu gecelerde bütün gece uyumamış camilerde ibadet etmişler, bizim büyüklerimiz bu gecelerin feyiz ve bereketinden nasipsiz kalmayalım diye oruçlarını dahi camide açarlardı, rahat yemek yemezlerdi..

şimdi bakıyorum hristiyanların kilisesindeki ayinlere benzer biçimde, onlar gibi koltukta oturup çalgı eşliğinde ilahiler dinleyerek yapılan bir anma programlarına dönüştürülmek isteniyor kandillerimiz...

lütfen eğlencelerinizi (başka türlü nitelendiremiyorum maalesef) mubahlıktan harama kaçmadan, kadın erkek ayrı oalrak başka gecelerde yapın lütfen..

Sünnete uyun. Ahir zamanda bir sünneti yapana, yaşatana 70 şehit sevabı vardır.. Bu söylediğim bir hadis şeriftir. Elbette ki bu zamanda sünnetleri yaşamak yine Peygamber Efendimizin sas in buyurduğu üzere "elde kor tutmak gibi zor" ama mükafatı çoktur..

Allah hiç bir müslümanı ehli sünnetten ayırmasın, zira hadisle de sabittir ki ehli sünnetten ayrılan 72 fırka helak olmuştur.. Allah tüm müslümanları kuran ve sünnet yolunda ilerleyenlerden eylesin ve korusun, Amin.

bende sevgili

nartanesi   |   Paz, 2007-05-27 20:24

bende sevgili peygamberimizin şu hadisi şerifini nakledeyim.

iki zümre salih olursa,bütün insanlar salih olur.Bu iki zümre fesada uğrarlarsa,yani bozulurlarsa,diğer insanlarda fesada uğrar.Bu iki zümre Alimler ve Emirler yani idarecilerdir buyuruyor.

Rabbim bu iki zümreyle de karşılaştırmasın bizleri,dünya nimetleri için başı dönmüşlerden eylemesin inş.

bizim dinimiz tektir,hepimiz kelimeyi tevhidi muhammedurrasulullah ile beraber söylemedikten sonra mü min olamayız vesselam.

Arkadaşlar bu mevzu ile

tunahanhakan   |   Cum, 2007-05-11 16:28

Arkadaşlar bu mevzu ile ilgili teferruatlı yorumlar yapmışsınız bende şu H.Ş ilave etmek istiyorum.
Ey eshabım:siz amellere koşunuz, muhakkak sizin önünüzde zifiri karanlık gecenin parçaları gibi fitneler karışık günler vardır.Bir kişi mü`min olarak sabahlayıp, kafir olarak akşamlayacakdır.Yine bir kişi mü`min olarak akşamlayacak, kafir olarak sabahlayacakdır.Bir avuç dünyalığa DİNini satacakdır.H.Ş

Değerli

Hemre   |   Cum, 2007-05-11 07:50

Değerli Kardeşimiz;

Musikî hususunda umumî ölçümüz şu ifadeler olmalıdır:

“Şeriatça bazı savtlar (dinî bakımdan bazı sesler) helâl, bazılar ıharam kılınmıştır. Evet, ulvî hüzünleri, RAbbanî aşkları iras eden (hatırlatan) sesler helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevâtı tahrik eden sesler haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.”1

Musikîde iki ses kullanılır: insan sesi ve âlet sesi. Bir eser icra edilirken ya tek başına insan sesi veya müzik âletleri kullanılır; çok kere de her ikisinden birden istifade edilir. Her üç halde de insanın hoşuna giden, onun zevk duyduğu ve tesirinde kaldığı ölçülü, belli bir makamda ses çıkarılır. Bu sesler mahiyetine, mevzuuna ve tesirine göre değerlendirilir. Ya insanın ruhuna tesir eder, onda ulvî, dinî, hamâsî hislerin canlanmasına sebep olur; ya da dinlediği bir musikî parçası, nefsine ve süflî hislere hitap ederek yüce hislerin körelmesine sebebiyet verir.

Yukarıdaki ifadelerde de açıkça görüldüğü gibi, meşru olan, dinlenilmesinde bir mahzur bulunmayan ses, insana ulvî hüzünleri, yani dünyanın fâniliğini, ölümün her an gelebileceğini, insanın bir gün gelip toprak olacağını, Allah korkusunu hatırlatmalı veya ilâhî aşkı, Allah sevgisini, dünya üzerinde Cenab-ı Hakkın güzel sanat eserlerindeki yüce isimlerinin ve sıfatlarının tecellîlerini hatıra getirmeli. Bu hisleri tahrik eden her türlü sesi dinlemek helâl ve caizdir. Fakat yetimane hüzünleri; insana ümitsizlik veren, sevdiği kimselerden ve nimetlerden ayrılmanın ıztırabını hatırlatan, insanı bedbinliğe, karamsarlığa iten; insanın şehevanî hislerine hitap eden, dinlediği zaman nefsin hoşuna giden sesler ise haramdır, dinlemek caiz değildir.

Bu iki sınıfa girmeyen birtakım sesler de vardır ki, insandan insana değişir. Meselâ aynı musikî parçasını dinleyen iki kişiden birisi nefsânî bir his duyarken, diğeri ondan daha ulvî bir mânâ çıkarmaktadır. Meselâ “İncecikten bir kar yağar, tozar elif elif diye/Deli gönül abdal olmuş, gezer elif elif diye” parçasını bir musikî eşliğinde dinleyen iki kişiden birisi “elif”ten Allah’ı hatırlayıp, ilâhî aşkı düşünürken, öbürü zahirî mânâsına bakarak “elif”ten bir kadını hatırlar, mecâzî bir aşk düşünür.

Bir başka misâl: Yunus’un, “Aşkın aldı benden beni/ Bana Seni gerek Seni/Ben yanarım dünü gün/Bana Seni gerek Seni/Aşkın şarâbından içem/Mecnûn olup dağa düşem/Sensin dünü gün endîşem/Bana Seni gerek Seni” şiiri bugün hem ilâhî olarak, hem de türkü olarak söylenmektedir. Şimdi biri burada geçen “aşk”tan ilâhî aşkı düşünürken, diğeri zâhirî mânâsına bakarak mecâzî bir aşkı hatırlar.

İmam Gazalî Hazretleri ise musikîyi, haram, mekruh ve mubah olhmak üzere üç ana başlık altında inceleyerek şöyle der:

Dünya arzusu ve şehvet hisleri ile dolup taşan kimseler için yalnızca bu duyguları tahrik eden sesler haramdır.

Vakitlerinin çoğunu buna veren, meşguliyeti âdet haline getiren kimse için mekruhtur.

Allah sevgisi ile dolup taşan, duyduğu güzel ses kendisinde yalnızca güzel sıfatları tahrik eden kimse için müstehaptır.

İmam Gazalî daha sonra, musikîyi haram kılan şeyin kendisi değil, sonradan ârız olan bazı sebepler olduğunu ifade eder, bunu da şöyle tasnif eder:
Şarkı söyleyen kadın olur, dinleyen de kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa dinlemek haramdır. Burada haram hükmü müzikten değil, kadının sesinden gelmektedir.

Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.

Gençliği icabı şehevî duyguların mahkûmu olan bir kimse aşırı derecede müziğe düşer, vaktinin çoğunu bu yolda geçirirse sefih olur.

1. İşaratü’l-İ’câz, s. 78; Sözler, s. 382, 687-688.
2. İhyâ, 2: 279-81.
Mehmed Paksu Helal – Haram

Selam ve dua ile...

Editör
www.sorularlaislamiyet.com

ÇALGI ÇALMA

Hemre   |   Cum, 2007-05-11 07:38

ÇALGI ÇALMA

Herhangi bir müzik aleti ile ritimli ses çıkarma.

Kur'ân-ı Kerîm'de çalgı çalmayla ilgili ne lehte ne de aleyhte açık bir hüküm yoktur. Ancak müctehidler bu mevzuda, Kur'ân'ın bazı âyetleriyle peygamber (s.a.s.)'den rivayet edilen bir takım hadislere dayanarak ictihadda bulunmuşlar; neticede farklı farklı hükümler çıkarmışlardır. Ne var ki müctehidlerin vardıkları sonuçları bize ulaştıran ve halen elde mevcut kaynaklarda yer alan rivayetler arasında da çelişkiler vardır. Meselâ, bir rivayette çalgı çalmanın haram olduğunu ifade eden bir müctehidin diğer bir rivayette bunun aksini savunduğunu görebiliyoruz.

Müziğin ve çalgı çalmanın haram olduğunu söyleyenlerle, buna itiraz ederek aksini savunanların ileri sürdükleri deliller incelenecek olursa, her iki tarafın da sundukları delillerin kendi iddialarını ispatlayacak açıklıkta olmadığı görülecektir. Meselâ:

"İnsanlar arasında bilgisizce Allah yolundan sapıtmak ve sonra da onunla alay etmek için boş sözleri satın alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap onlar içindir." (Lokman, 31/6) âyeti; çengiler, şarkıcılar ve şarkı-türkü söyleme hakkında nazil olmuştur, (el-Vâhidî, "Esbâbü'n-Nüzûl ", Mısır 1968, 197-198; İbnü'l-Cevzî, "Telbîsü İblîs", 257) diyen müzik aleyhtarlarına karşılık, aksini savunanlar, bu âyetin, Kureyşliler'i, Kur'ân'ı dinlemekten alıkoymak için İran'dan satın aldığı masalları onlara anlatan Nadr b. Hârise hakkında nazil olduğunu iddia etmektedirler (el-Vâhidî, a.g.e., 197). Gerçekten de söz konusu âyet Mekkî olup, henüz şarap içmenin ve domuz eti yemenin dahi yasaklanmamış olduğu bir dönemde indiği düşünülürse bunun çalgı âletlerini yahut musikiyi yasaklamak için geldiği söylenemez.

Musikî aleyhinde delil olarak gösterilen âyetlerin (en-Necm, 53/59, 60, 61; İsrâ, 17/64; el-Enfâl, 8/35; Kasas, 28/55; ve Furkan, 25/72) de aynı şekilde konu ile doğrudan alakaları yoktur.

Musikiyi ve çalgı âletlerinin çalınmasını caiz görenlerin delil olarak gösterdikleri (er-Rûm, 30/15; ez-Zümer, 39/18, Fâtır, 35/1; Lokman, 31/19 ve A'râf, 7/32) âyetleri de kezâ, iddialarını ispatlayabilecek özellikte değildir.

Bu konudaki hadislere gelince; her iki tarafın iddiaları doğrultusunda pek çok hadis vardır. Ancak bu hadislerin de bir kısmı ya hadis âlimlerince tenkid edilmiş veya muhâlif görüşte olanlar tarafından değişik şekillerde yorumlanmışlardır.

Nafi' şöyle anlatır: Bir gün Abdullah b. Ömer beni terkisine aldı. Yolda giderken bir çobanın çaldığı kaval sesini işitti. Bu sesi işitir işitmez parmaklarıyla kulaklarını tıkadı ve yoldan uzaklaştı. Bir müddet gittikten sonra bana "Kaval sesi hâlâ geliyor mu?" diye sordu. "Hayır" demem üzerine parmaklarını kulaklarından ayırdı. "Bir kere de Rasûlullah (s.a.s.) ile birlikte bulunuyordum. Böyle bir ses işitmişler ve aynen benim yaptığım gibi yapmışlardı." dedi. (Ebu Davud Edeb, 52).

Hadisi, Sünen'inde rivayet eden Ebu Davud, bunun münker (güvenilir bir râviye muhalif olarak rivayet edilen hadis) olduğunu söylemiştir. (Ebu Davud, aynı yer) Kaldı ki sahih kabul edilse bile kaval çalmanın veya onu dinlemenin haram oluşuna delil teşkil etmez. Öyle olsa, Rasûlullah (s.a.s.) kulaklarını tıkama yerine çobanı ikaz eder, onu bu işten men ederdi. İbn Ömer'e de dinleme izni vermezdi. (Bu konudaki diğer hadisler ve tenkidleri için bk: İbnü'l-Cevzî, a.g.e. 261 dipnotlar; eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VIII, 96-106; Süleyman Uludağ, "İslâm Açısından Musikî ve Semâ", İstanbul 1976)

Müziğin ve çalgı çalmanın caiz olduğu görüşünde olanlar delil olarak şunları ileri sürerler:

"Nikahı def çalarak ilan ediniz. " (İbn Mâce, Nikah, 20)

"Nikahı ilân ediniz, mescidlerde kıyınız ve nikahta def çalınız. " (Tirmizî, Nikah).

"Nebî (s.a.s.) gizli yapılan ve def çalınarak: "Size geldik, size geldik. Bizi selâmlayın sizi selamlayalım." türküsü söylenmeyen nikahlardan hiç hoşlanmazlardı." (eş-Şevkânî, "Neylü'l-Evtâr", VI, 189).

Hz. Âişe'den: "Bir kere Rasûlullah (s.a.s.) yanıma gelmişti. Yanımda, Buas günü ile ilgili şiirleri def çalarak terennüm eden iki câriye bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.) yatağına yatıp yüzünü öbür tarafa çevirdi, sonra Hz. Ebu Bekir içeri girdi. "Bu ne hal! Rasûlullah'ın huzurunda şeytan mizmarı (şeytan düdüğü sesi) ne gezer?" diye beni azarladı. Bunun üzerine Rasûlullah ona dönüp: "Bırak onları, her milletin bir bayramı var bu da bizim bayramımızdır. " buyurdu. Babam başka şeyle meşgul olunca cariyelere işaret ettim dışarı çıktılar." (Buhârî, İdeyn) Hadisleri İbnü'l-Cevzî, "Telbîsü İblîs" adlı eserinde genel olarak şu şekilde tenkid etmektedir:

"Hz. Âişe hadîsinde, câriyeler teğanni etmemiştir. Belki Buas günü ile ilgili şiir terennüm etmişlerdir. Bunun şarkı söylemek ile arasında çok fark vardır. Kaldı ki günümüzde yapılan teğannî. kızdan kadından, yanaktan, boydan-bostan ve nefsi şehevî arzularla coşturan ğına türüdür. Ensâr'ın mâsumane şiirleriyle kıyas edilemez" (İbnü'l-Cevşî, a.g.e., 265)

Mezhep imamlarının ve fıkıh âlimlerinin bu konudaki görüşleri:

İmâm-ı A'zam Ebu Hanife'ye göre eğlenmek için çalınan tüm çalgılar haramdır. (el-Merginânî, el-Hidâye, IV, 80)

el-Hidâye sahibi, Hanefi mezhebinin görüşlerini şöyle açıklar:

Düğün yemeğine davet edilen kimse düğüne gittiği zaman orada oyun ve çalgının bulunduğunu görse oturup yemeğini yemesinde bir sakınca yoktur. Ebu Hanife der ki: "Bir kere böyle bir şeye mübtelâ olmuştum, fakat sabrettim." Yani davet mahalli olan düğün yerinden ayrılmadım. Oyun ve çalgı bulunan yeri terketmemekten ibaret olan bu hüküm, davete icabet etmenin sünnet oluşundandır. Hadiste: "Davete icabet etmeyen Ebu'l-Kasım'a asi olmuştur. " buyurulmuştur. O halde düğünde çalgı ve oyun gibi bidatler vardır diye sünnet olan davete icabet terkedilemez. Bu, başkaları için örnek olma durumunda olmayan kimseler hakkında söz konusudur. Başkalarına örnek olanlar bu gibi şeyleri önleme gücüne sahip değillerse orada oturmaz çekip giderler. Çünkü gitmemelerinde dine kötülük etme ve müslümanlara günah kapısını açma gibi mahzurlar vardır. İmâm-ı A'zam'ın bahis konusu hareketinin, örnek olma durumuna gelmeden önceki dönemine ait olduğu nakledilir.

Çalgı ve oyun, düğün yapılan evin yemek yenen kısmında ise, örnek olmayan insanların bile orada oturmaları caiz değildir. Çünkü Kur'ân'da:

"Sana Kur'ân nazil olduktan sonra zâlim insan gruplarıyla oturma." (el-En'âm, 6/68) buyrulur.

Bu hüküm, çalgı ve oyunun olup olmadığını bilmeden düğüne gidenler için söz konusudur. Gitmeden evvel bunu bilenler düğüne gidemezler. (el-Merginânî, a.g.e., IV, 80)

İmâm Mâlik'in meazif (genellikle telli çalgılar) ve ûd gibi çalgı aletlerini mübah gördüğünü Keffâl ve Reyyânî naklederler. (Şevkânî, a.g.e., VIII, 105)

Medine uleması, çalgı aleti ile bile olsa, mûsikînin caiz olduğunu söylemişler, Şafiîlerle Zâhirîler de bu hususta onlara uymuşlardır. (Şevkânî, a.g.e., aynı yer)

İbnü'l Cevzî, İmam Mâlik'in: "Medinelilere hangi mûsikî türü hakkında ruhsat veriyorsun?" diye sorulduğunda "Hiçbir türüne müsaade etmiyorum bunu içimizden fâsık olanlar yapıyor" diye cevap verdiğini nakleder. (ibnü'l-Cevzî, a.g.e., 256)

Hanbeliler; ûd, davul ve saz gibi çalgı âletlerini caiz görmezler; bu tür aletlerin çalındığı düğüne gitmenin doğru olmadığına inanırlar. Fakat mücerred musikiyi, yani güzel sesle terennümü mübah görürler. (el-Fıkhu ala mezâhibi'l-erbaa, II, 44)

İbn Hazm, mûsikî'ye dair bağımsız bir eser yazmış ve mûsikîyi yasaklayan tüm hadisleri tenkid ederek bunlardan hiçbirinin sahih olmadığını ileri sürmüştür. Bu mezhebe göre mûsikînin her çeşidi helâldir. (Süleyman Uludağ, İslâm Açısından Mûsikî ve Semâ, İstanbul 1976, 187)

İmam Gazâlî, semâın (müzik dinleme) mübah olduğunu zikreder ve sesleri; canlılardan çıkan seslerle, cansızlardan çıkan sesler diye iki kısma ayırır; bunları dinlemenin caiz olduğunu söyler. Ancak içki ile çalınması mûtâd olan çalgıların haram olduğunu ifade eder. (Gazalî, İhya, Kahire 1967, I, 343-348).

Halid ERBOĞA

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=482

Kişisel yorumlarla çalgıyı helal kılanlar.....

firttix   |   Cum, 2007-05-11 11:02

Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki,

(Bir zaman gelecek,
ümmetimden bazısı, zinayı,
ipek giymeyi,
içki içmeyi, mizmarı [çalgıyı]
helal addedecektir.)

[Buhari]

Musikinin dindeki yeri

firttix   |   Cum, 2007-05-11 11:04

Simanın caiz olduğu ve caiz olmadığı yerler vardır.
Bazıları, kitaplardaki sima kelimesini çalgı olarak
tercüme ettikleri için mubah çalgılar da var zannedilmektedir.

Aşağıdaki yazıların tamamı İslam âlimlerinin kitaplarından alınmıştır.
Nereden alındığı da sonunda yazılıdır.

Kendime ait tek cümle yoktur.

Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima denir.
Çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine gına [müzik] denir.
Gına haramdır. (Dürr-ül mearif)

Lokman suresinin 6. âyetindeki lehv-el hadis ifadesini âlimler musiki, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbni Mesud hazretleri yemin ederek lehv-el hadis’ten kasıt, çalgı aleti ve musiki olduğunu söylemiştir. (Tefsir-i ibni kesir, Tefsir-i medarik)

[İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]

(Mevahib-i aliyye) ismindeki tefsirde, lehv-el hadis âyeti şöyle tefsir ediliyor:
Yalan hikayeler yazarak veya şarkıcı kadınlar tutup herkese ses nağmeleri dinleterek, Kur’an dinlemelerine engel olmaya çalışanlara Cehennem ateşini müjdele!
(Mevâkib tefsiri)

Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Üçü hariç, her lehv bâtıldır.) [Deylemi]
Demek ki lehv, bir oyun, bir eğlence, bir çalgı olduğu için böyle buyuruluyor.

Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana,
(Vestefziz... bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu,
bu âyetin,
her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir.
(Şeyhzade)

Müfessirler Enam suresinin 70. âyetini, (Dinlerini [şarkı ile, musiki ile] oyun ve eğlence haline sokanlardan uzak dur) şeklinde tefsir etmişlerdir.

(Şimdi siz bu söze [Kur’âna] mı şaşırıyorsunuz?
Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz gafletle oynuyorsunuz.)
[Necm 59-61]

Medarik tefsirinde entüm samidün ifadesi, (Kur'an okunduğunu işittikleri zaman onu dinletmemek için teganniye [şarkı türkü söyleyerek şamataya] başlarlar, oynarlardı) diye açıklanıyor. İbni Abbas ve Mücahid hazretleri de bu ifadenin şarkı olduğunu söylemiştir. (İgaset-ül-Lehfan)

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157]
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 3, 4]

(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]

(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]

(Kur'anı sana insanlara açıklayasın diye indirdik.) [Nahl 44]

Şimdi Resulullah efendimiz, yukarıdaki âyet-i kerimeleri nasıl açıklamışsa ona bakalım:

(İlk teganni eden şeytandır.) [Taberani]

(Sesini gına ile yükseltene şeytan musallat olur.) [Deylemi]

(Rahmet melekleri, ceres, [çan, zil, çıngırak] bulunan yere girmez.) [Nesai]
(Rahmet melekleri, köpek ve çan bulunan kafileye yaklaşmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]

(Ceres, şeytanın mizmarıdır.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] [Mizmar çalgıdır]

(Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır.
Parası da haramdır. Kimin eti haramdan beslendi ise,
ona Cehennem ateşi layıktır.) [Taberani]

(Cenab-ı Hak, zurna, gırnata, ud, def gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emretti.) [İ.Ahmed]

!!!!!!!!!!

(Bir zaman gelecek,
ümmetimden bazısı, zinayı,
ipek giymeyi,
içki içmeyi, mizmarı [çalgıyı]
helal addedecektir.)
[Buhari]

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
!!!!!!!!!!!!!!!!
!!!!!!!!
!!!
!!

(Musiki, kalbde nifak hasıl eder.) [Beyheki]

(Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalbde nifakı büyütür.
Allah’a yemin ederim ki, suyun otu büyüttüğü gibi,
Kur’an ve zikir de, kalbde imanı büyütür.) [Deylemi]

(Rabbim bana içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı.) [İ. Ahmed]

(Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.) [Begavi]

(Ümmetimden bazıları, içkilere başka isim vererek içerler.
Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenirler.
Allahü teâlâ, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar.) [İbni Mace]

(Şu beş şey zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesi.) [Deylemi, Hâkim]

(Ben, mizmarları [çalgıları], putları yok etmek için de gönderildim.) [İ.Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Neccar]

(İblis, yer yüzüne indikten sonra, ya Rabbi bana ev ver dedi. Hamamlar senin evin. Yemek istedi. Besmelesiz yenen yemekler senin denildi. Müezzin istedi. Mizmarlar [çalgılar] müezzinin denildi. Yazıların dövme, hadislerin yalandır. Resulün [elçin] kâhinler, falcılar, tuzağın da kadınlardır.) [İbni Ebiddünya, İbni Cerir]

(İblis, benim kitabım nedir dedi. Senin kitabın dövmedir, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sadakatin yalan, müezzinin mizmarlar [çalgılar], mescitlerin de çarşılardır denildi.) [Taberani]

(İki ses, melundur: Nimete kavuşunca [mizmar]çalgı, musibete maruz kalınca feryat.) [Bezzar]

(Allahü teâlânın gazabına sebep olan şeyler: Acıkmadan yemek, uykusu yokken uyumak, tuhaf bir şey olmadan gülmek, musibette feryat etmek, nimete kavuşunca mizmar [çalgı çalmak].) [Deylemi]

(Şarkıcı ve çalgıcı kadınlar çoğalınca, içkiler her yerde içilince, yere batmalar görülecek, gökten taş yağacaktır.) [Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace, İ.Ahmed]

(Şunlar gelmeden önce salih amel işlemekte acele edin. Sefihler başa geçmeden, güvenlik kuvvetleri çoğalmadan, hüküm rüşvetle satılmadan, adam öldürme hafife alınmadan, akraba ziyareti kesilmeden, Kur’an mizmarlardan okunmadan, Kur’anı şarkı gibi okuyanlar öne geçmeden.) [Taberani]

(Kur'an mizmarlardan okunduğu zaman ölebilirsen öl.) [Taberani]

(Kur'anı mizmarlardan [çalgı aletlerinden] okuyanlara Allah lanet eder.) [Müsamere]

(Şu 15 kötü haslet işlendiği zaman ümmetim belaya maruz kalır:
1- Ganimete hıyanet edilince
2- Emanetin ganimet sayılınca
3- Zekat cereme kabul edilince
4- Erkek karısına itaat edince
5- Evlat ana babaya isyan edince
6- Kişi, arkadaşına itaat edince
7- Babaya cefa edilince
8- Toplantılarda yüksek sesle konuşulunca
9- En rezil kimse iş başına geçince
10- Şerrinden korkulan kimseye ikram edilince
11- Her yerde içki içilince
12- Erkekler ipek giyinince
13- Şarkıcı kadınlar çoğalınca
14- Çalgı aletleri yayılınca
15- Sonra gelenler, önceki âlimlere lanet edip onları kötülediği zaman.) [Tirmizi]

(Gözün zinası [harama] bakmak, kulağın zinası [haram şeyleri] dinlemektir.) [Müslim]

İbni Hibban’ın bildirdiği hadis-i şerifte,
Resulullah, develerin boyunlarındaki ceresleri [çanları] çıkarmıştır.
Halbuki çan şehveti tahrik etmez. Çan bulunan yere rahmet melekleri girmiyor.
Artık çalgıyı, çalgı aletlerini siz düşünün.

Şeyh-ul-İslâm Ahmed İbni Kemal efendi hazretleri Kırk Hadis kitabında buyuruyor ki:
(Mizmarları kırmak ve hınzırları öldürmek için gönderildim) hadis-i şerifindeki mizmar, bütün çalgı aletleridir. Bu hadis-i şerif, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeyi yasak etmektedir.

Hz. Ebu Bekir, iki küçük cariyenin tef çalıp şarkı söylediklerini gördü ve onları azarlayarak “Şeytanın çalgısını mı çalıyorsunuz?” dedi. (Buhari)

İbni Ömer hazretleri, ihramlı bir toplulukta şarkı söyleyen birine,
“Allah senin ibadetini kabul etmesin” dedi. (İbni Ebid-dünya)

Enes bin Malik hazretleri, “En pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi. (İbni Ebid-Dünya)

İbni Abbas hazretleri, “Çalgı aletleri haramdır” dedi. (Beyheki)

Âişe validemiz, bir evde şarkı söyleyen birini görünce ona, “Yazıklar olsun sana. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı” dedi ve onu çıkardılar. (Buhari)

Fudayl b. İyad hazretleri, “Müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir” dedi. (İbni Ebid-dünya)

Şeyhü’l İslam Ahmed İbn-i Kemal Paşazade,
Risale-i Münire’de buyuruyor ki:
Cevâhir-i Fetâvâ kitabında (Raks [oyun], şarkı ve çalgı haramdır) diyor. İstihsân kitabında çalgı dinlemenin haram olduğu bildiriliyor. Hidâye kitabının sahibi, (Şarkı söyleyenin şahitliği kabul edilmez) diyor.
Kurtubi’de şarkı söylemek, ney çalmak
ve raks etmek icma ile haramdır deniyor.
Abdülkadir-i Geylani’nin (Raksa helal diyen kâfir olur) fetvasını gördüm. (Vesiletü'n Necat kitabı)

Şeyh Muhammed Rebhami hazretleri buyuruyor ki:
Saz, tanbur, def, ney ve diğer çalgı aletlerini çalmak, Allahü teâlânın emrini tutmamak olur. (Riyad-ün-Nasıhin)

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
“Hakim-i Tirmizi’nin Nevadiru’l Usul adındaki kitapta rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem efendimiz, (Her kim şarkı sesine kulak verirse, onun ruhanileri dinlemesine izin verilmez) buyurdu. Oradakilerden biri tarafından, (Ya Resulallah, ruhaniler kimlerdir?) diye soruldu. Resulullah da, (Cennet ehlinin okuyucularıdır) buyurdu. (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi)

İmam-ı Birgivi hazretleri buyuruyor ki:
Saz dinlemekten kulaklarını korumalıdır. (Risale-i Birgivi)

Mezhepsiz İbni Teymiye bile,
“Şarkı ve müzik, şeytani duyguları harekete geçiren en etkili unsurlardan biridir” demiştir. (Mecmu-ul Fetava)

Şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır. (İmam-ı Kurtubi)

Şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icma vardır. (İbni Salâh)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İmam-ı Ziyaeddin-i Şami, Mültekıt kitabında (Hiçbir âlim, teganniye mubah demedi) buyurdu.(m. 266)

Kur'an-ı kerimi musiki perdelerine uydurarak okumak haramdır. (Bezzâziyye)

Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi. (Makamat-ı Mazheriyye)

Çalgı çalarak veya oyun arasında Kur'an okuyan kâfir olur. (Tergib-üs-salât)

İmam-ı Münavi hazretleri (Nikahı herkese duyurun! Bunun için de, camide yapın ve def çalın) hadis-i şerifini açıklarken, (Mescitlerde def çalınmaz. Hadis-i şerif, mescid dışında çalınmasını, mescitte yalnız nikah yapılmasını emrediyor) diyor. (Hadika)

Camide def çalmak günah olunca, başka çalgının camide çalınması hiç caiz olmaz.
Kadınların düğünlerde def çalması caizdir. (Redd-ül Muhtar)

Şimdiki tarikatçıların yaptıkları gibi, dönmek, dümbelek, ney, saz çalmak haramdır. (Tahtavi şerhi)

Teganni ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın iadesi gerekir. (Halebi)

Kur’an-ı kerimi, Arap şivesine uygun, tecvid ile ve güzel ses ile okumalıdır. Ebu Davud’daki hadis-i şerifte, (Kur'anı güzel sesle okuyun) buyuruldu. Yani "Allah’tan korkarak okuyun" demektir. Bu da, tecvid ilmine uyarak okumakla olur. Yoksa, harfleri, kelimeleri değiştirerek, manayı, nazmı bozarak teganni ile okumak haramdır. (Berika)

Teganni haramdır. (Tıbb-ün-nebevi)

Kur’an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddin-i Mergınânî buyurdu ki:
Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan hafıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider. Tecdîd-i iman gerekir. Kuhistânî de, böyle yazmaktadır. (Dürr-ül-müntekâ)

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Eğlence veya para kazanmak için başkalarına şarkı söylemek, sözbirliği ile haramdır. Çalgı ile raks etmek büyük günahtır. Sıkıntısını gidermek için kendi kendine şarkı söylemek günah değildir. Çalgı olarak, yalnız kadınların düğünlerde def çalması caizdir. (Redd-ül-Muhtar)

Fısk ve içki içilen yerlerde çalgı çalmak ve bunu dinlemek haramdır. Resulullah çobanın kavalını işitince, parmakları ile mübarek kulaklarını kapadı ise de, yanında bulunan Abdullah bin Ömer’e kulaklarını kapamasını emretmedi. Bu da, elde olmadan duymanın haram olmadığını göstermektedir. Çalgıyı, içki, oyun ve kadın bulunan yerlerde keyif için çalmak haramdır.
Bayramda, savaşta, hac yolunda, sahurda, düğünlerde ve askerlikte davul çalmak da caizdir. [Okullarda, millî ve siyasi toplantılarda bando, mızıka, mehter marşı çalmak caizdir.] (Hadika)

Def, tambur ve her çeşit çalgıyı evinde, dükkanında bulundurmak, kendisi kullanmasa bile, satmak, hediye etmek, ariyet veya kiraya vermek günahtır. (Berika)

Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehirdir, kalbi karartır. (Dürr-ül mearif)

İlahileri çalgı ile, ney çalarak okumak bid'attir. Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Resulullah efendimiz, geldiği bir evde,
küçük zenci kızları [cariyeler] def çalıp şarkı söylüyorlardı.
Şarkıyı bırakıp, Resulullahı övmeye başladılar. Resulullah efendimiz,
(Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin. Beni övmek [mevlid, ilahi] ibadettir. Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) buyurdu. (K. Saadet)

[Bazıları, bu hadis-i şerife istinaden kadınların şarkı söylemesinin ve çalgının caiz olduğunu söylüyorlar. Şarkı söyleyenler cariye idi. Cariyenin avret yeri erkeğinki gibidir. Sesi de avret değildir. Hür kadınların sesi de avrettir, saçları kolları da avrettir. (Hadika, Berika)]

Her çeşit çalgı dinlemek haramdır. (Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı alaiyye)

Müzik bütün dinlerde büyük günahtır. (Dürr-ül-münteka)

İncilin yasakladığı müziği, sonradan papazlar Hıristiyanlığa soktu. (Mevahib-i ledünniyye şerhi Zerkani)

***************************************************************************
Müzik kelimesi, yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Mousa (Müz) denilen 9 heykelin adından hasıl olmaktadır.
Bozuk dinler, kalbleri ve ruhları besleyemediği için,
müziğin, her çeşit çalgı sesinin nefslere hoş gelmesi,
nefsleri beslemesi ruhani tesir sanıldı.

Bugünkü batı müziği, kilise müziğinden doğdu.
Bugün yeryüzünü kaplayan bozuk dinlerin hemen hepsinde,
müzik, ibadet halini almıştır.

Müzik ile, her çeşit çalgı ile nefsler keyiflenmekte, şehvani, hayvani arzular kuvvetlenmektedir.
Ruhun gıdası olan, kalbleri temizleyen ve nefsleri ezip, haramlara olan arzularını yok eden, ilahi ibadetler unutulmaktadır.

Müzik, her çeşit çalgı, insanları, alkolikler ve morfinmanlar gibi gaflet içinde, uyuşuk yaşatmaktadır. Böylece, nefsleri azdırarak, sonsuz saadetten mahrum kalmasına sebep olmaktadır. İslam dini, insanları bu felaketten korumak için, müziği kısımlara ayırmış, zararlı olanlarını haram kılmış, yasak etmiştir.

Allah razı olsun

güvercin24   |   Per, 2007-05-10 23:46

Saz, caz ve bir sürü çalgı aletini yığdıkları bir salona insanları davet edip, o çalgı aletlerini kulakları sağır edercesine dambur-dumbur hep birden çaldıran, üstüne üstlük bunun adına bir de “Son Peygamber Hz. Muhammed’i anmak” diyenleri ne diye isimlendirmeli acaba?

O kişiler kendilerine "ILIMLI MÜSLÜMAN" diyorlar ya. Birde parti mi vardı bu sıfatlı ne? Kardeşim öncelikle sana teşekkür etmek istiyorum. Bu mevzu çok önemli ve üsütnde durulması gereken bir mevzu. Kelimeyi Tevhid'in "Muhammeden Resullullah" kısmını teferruat gören zihniyetten farklı bir şey beklenmez ki... Yapacaklar, yapacaklar peşlerinden de hizmet (!) için yanıp tutuşanları sürükleyecekler sonra da MÜSLÜMANIM diyecekler.. Olacak bunlar... Maalesef devam da edecek bunlar.

KARDEŞİM BUNLARIN NE

ismail216   |   Per, 2007-05-10 22:18

KARDEŞİM BUNLARIN NE TÜRLÜ MAKSATLARA HİZMET ETTİKLERİ TA NE ZAMANDAN BERİDİR ANLAŞILAN BİR ŞEY
BUNLAR DA ONLARIN İSBATI
TEŞEKKÜRLER
ALLAH-Ü TEALA KARŞILIKSIZ DİNİNE HİZMET EDENLERİ MÜKAFATSIZ BIRAKMAZ İNŞAALLAH

Her türlü malayani işleri

wolf07   |   Per, 2007-05-10 18:18

Her türlü malayani işleri mübah gibi hatta helal gibi göstermek, çok tehlikelidir. TGRT kadar bile olamadılar ne yazık ki, son 1 yıldır her kandilde aynı gürültülü eğlenceler düzenliyorlar tv de, masum müslümanları da oyunlarına alet ediyorlar!!!
_____________________________________________________________

DENILMISTIR : -CAN SAGKEN YURT VERILMEZ DÜSMANA...

insaf sahiplerine hatırlatma...

firttix   |   Per, 2007-05-10 17:37

"Ses dinlerken, ud, keman, ney, saz, kaval gibi hiç bir çalgı çalmamalıdır.Her çalgıyı çalmak ve dinlemek haramdır. Hoş olduğu, hoşa gittiği için haram değildir. Bir kimse hoşa gitmeyecek şekilde (çalsa da) ve ustalıkla çalmasa da yine haramdır."

(Kimya-yı Seadet, s.326)

“Bu günahlar şayet başkasını ilgilendirmeyip kendisi ile Rabbi arasındaki kusurlarsa, cünüp olarak mescidde oturmak, abdestsiz mushafı tutmak, bidat şeylere inanmak, içki içmek ve çalgı dinlemek gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsinden hasret ve nedametle tevbe eder.”

(İhya, c.4, s.65)

Çalgı dinleyen, ipek giyen, altın yüzük kullanan ve gümüş kaplarda su içen kimsenin şehadeti kabul edilmez.”

(İhya, c.4, s.41)

“Çağrıldığı yerde günah bir şey varsa, ipek halı, gümüş buhurdan, duvarda veya tavanda canlı resimleri varsa, yahud şarkı söyleniyor, çalgı çalınıyorsa, yahud birisi hokkabazlık yapıyorsa veya çirkin sözler söylüyorsa, kadınlar erkekleri görmeye geliyorsa, bütün bunlar kötü şeylerdir ve böyle bir davete gitmek icabetmez.”

(Kimya-yı Seadet, s.207; Muamelat Kısmı, Daveti Kabul Etmenin Edebleri, İkinci Edeb).
(Ayrıca bkz. İhya, c.2, s.38, s.41.)

“Bilmiş ol ki: Kapılarını kilitleyip evinin duvarları arasında gizlice isyan eden bir kimsenin günahını araştırmak ve yakalamak için kendisinden müsaade almadan evine girmek yasaktır. Ancak dışarıdan duyulacak şekilde içeriden çalgı ve oyun sesleri yükselirse, bunu duyanların içeri girip çalgıları kırması caizdir.”

(İhya, c.2, s.802)

şimdi tamam.bende dedim

berrincabuk   |   Per, 2007-05-10 15:09

şimdi tamam.bende dedim kendi kendime nasıl böyle düşünürler...malum kişileri allah ıslah etsin.kolay gelsin

İNSANLARIN GÖRÜŞLERİ NE

berrincabuk   |   Per, 2007-05-10 14:25

İNSANLARIN GÖRÜŞLERİ NE OLURSA OLSUN GRUPLANDIRMA YAPILMASI İYİ DEĞİL TABİ BENCE...ÖZELLİKLEDE ŞUCU BUCU DİYE.TEŞEKKÜRLERKARDEŞ

Çok açık görüdüğü

Hemre   |   Cum, 2007-05-11 08:01

Çok açık görüdüğü üzere tenkitçinin nazarında maksat müziğin, çalgının günah olup olmadığı değildir. Maksat Hizmet insanlarını karalamaktır. Benim de asıl üzüldüğüm nokta buradadır.

Vesselam!

Kalbimizi de okumaya başlamışlar... Hayret....

firttix   |   Cum, 2007-05-11 11:38

Diyalogcubaşı, yöneltilen sorulara şöyle cevap vemişti. "Bizi kıskanıyorlar o yüzden..."

Yani, bunun adı ne konulabilir?

Sui-zan mı?

Hezeyan mı?

Kör anlayış, sığ görüş mü?

Amaç hizmet(!) insanını karalamak!!!! Breh, breh breh!

Müslümanlara böyle bir su-i zanda bulunmak, "hoşgörü" sevdalılarına hiç yakışıyor mu?

Ya da bunların hoşgörüsü, sadece Filistin'de zulum yapan Yahudilere mi?

Irak'ı işgal edip, politika gereği "terörist(?) müslüman" ve bunun anti tezi "light islam" üreticisi ABD'ye mi?

Müslümana hoşgörü yok mu????????

Saplanılan bu hezeyandan sonra, diyalogcuların tüm alıcılarını kapatmış olması ve yapılan her yanlışa bir kılıf bulma azmi beni hayretten hayrete düşürmeye devam ediyor.

***********************************************************************
*************************************
******************
*******
**

Kibir sahibine karşı tevazu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid’at sahiplerine ve zenginlere karşı da kibirli görünmek caizdir. Bu kibir, kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak içindir. Savaşta,bid’at ehli ile münazara ederken onlara karşı kibirli görünmek de sevaptır.

İmam-ı Rabbani hazretleri (İyi biliniz ki, bid'at ehli ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha fenadır. Bid'at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak gerekir) buyurdu.

Çünkü hadis-i şeriflerde,

(Bid'at ehlinden kaçın, onlara selam vermeyin, onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin, cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın)

(Bid’at ehli benden değildir. Onlarla cihad kâfirlerle cihad gibidir. Bid’at ehli Cehennemin köpekleridir)

buyuruluyor.

Kibir sahibine karşı

Hemre   |   Cum, 2007-05-11 14:24

Kibir sahibine karşı tevazu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid’at sahiplerine ve zenginlere karşı da kibirli görünmek caizdir. Bu kibir, kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak içindir. Savaşta,bid’at ehli ile münazara ederken onlara karşı kibirli görünmek de sevaptır.

İmam-ı Rabbani hazretleri (İyi biliniz ki, bid'at ehli ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha fenadır. Bid'at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak gerekir) buyurdu.

Çünkü hadis-i şeriflerde,

(Bid'at ehlinden kaçın, onlara selam vermeyin, onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin, cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın)

(Bid’at ehli benden değildir. Onlarla cihad kâfirlerle cihad gibidir. Bid’at ehli Cehennemin köpekleridir)

buyuruluyor.

Yukarıdaki ifadeler doğrudur. Bundan dalayı müslüman "TERÖRİST" i bid-a ehli sayar ve ondan uzaklaşır. Bundan dolayı "Terörist Müslüman" diye birşey olmaz. Terörist, Teröristir başka birşey değildir. Vatan savunması yapan terörist değildir.

Vesselam!

SORU: Ya da bunların

Hemre   |   Cum, 2007-05-11 14:07

SORU:

Ya da bunların hoşgörüsü, sadece Filistin'de zulum yapan Yahudilere mi?

Irak'ı işgal edip, politika gereği "terörist(?) müslüman" ve bunun anti tezi "light islam" üreticisi ABD'ye mi?

Müslümana hoşgörü yok mu????????

CEVAP:

Yapılan hizmetlerden kendi nefsimi berii tutar; Allah'ın dilemesi ve yardımı ile arkadaşlara ait olduğunu evvelen belirtmek isterim. Aşagıdaki verilen örnekler Türkiye ve Dünyadaki Müslüman kardeşlerimizin yanında olma adına bazı hizmetlerdir.

1- Afganistan Hizmetleri:

Buradaki açılan kolejler Müslümanların kendi arasında savaştığı dönemde hizmetine yenilerini katarak devam etmiş. Kelle koltukta ilim irfan yuvası olmayı sürdürmüştür. Müslümanların birbirleri ile barışması adına hizmet etmiştir. Özbeği, afganı, taciği, talibanı aynı sınıflarda ders görmekte kardeşçe geçinmektedirler.

2- Irak Hizmetleri:

Irakta açılan hizmet müeesseleri hiçbir zaman o savaş ortamında bile eğitimine ara vermemiş. Hizmetler kelle koltukta devam etmiştir.

3- Şırnak ve Güney Doğu Hizmetleri:

Devletin dahi aciz kaldığı öğretmenlerin öldürüldüğü dönemde bile Universiteye hazırlık kursları, okuma salonları ve yurtları açılarak, terörün önüne büyük ölçüde geçilmiş, bayrak, vatan sevgisi tekrardan ,Kürd kardeşlerimizin kalbinde makes bulmaya başlamıştır.

4- Endonezya hizmetleri:

Tsunami felaketinden sonra bölgede yapılan birçok hizmetler....

5- Pakistan hizmetleri:

Pakistan depreminden sonra bölgede yapılan birçok hizmetler...

6- Afrika Hizmetleri:

Kabile ve devletlerin savaş halinde olduğu yerlerde yapılan hizmetler...vs..

Her neyse ... daha aklıma o kadar çok müslüman kardeşlerimizin yardımına koşma adına Allah'ın lutfettiği hizmet geliyor ki:

fakat bunları buraya yazmak benim ne dar kelime hazneme sığıyor nede büyüklüğünü anlatmama kafi geliyor. Umarım ben, siz ve diğer müslüman kardeşlerimiz bu hizmetlere maddi manevi taraftar ve duacı olur. Böylece umulan sevaptan ihlasları ölcüsünde nasiplerini alırlar.

Vesselam!

Çalgılı mevlidi gerçekleştiren diyalogcular!!! Konumuz bu!!

firttix   |   Cum, 2007-05-11 15:41

Konunun saptırılması gibi bir eğilim dikkat çekici.

Çünkü bu konu Vatikan tuzağı olan "dinler arası diyalog" projesine kayıyor. Bu konu ile ilgili pekçok yazı göndermiştim. Fakat bu yazılar kaldırıldı.

Allah-u Teala'ya hamd olsun "dinler arası diyalog" safsatasının iç yüzünü anlatan, değerli ilim adamları tarafından kaleme alınmış kitaplar mevcut. Konuyu bu kitaplara havale etmek gerekir aslında ama haksız yere yapılan bu propaganda'ya da göz yummak içime sinmedi.

Evet, bu okullar "hizmet" gerçekleştiriyorlar. Ama hangi güçlerin hizmetkarlığını yapıyorlar.

Çalgıları dinimize sokmaya, çalgılara "helal" hükmü vermek kime hizmettir?

İslam'a mı !!!

Bu bölgede içi boşaltılmış, rahatsız(!) edici hükümleri ortadan kaldırılmış sadece ahlaki ve felsefi bir söylemi olan "light islamı" "ılımlı islamı" isteyen şer güçlere hizmettir.

Bunların çalgıyı meşru gösterme azimleri kaygı vericidir.

Diyalogcubaşı'nın şiirlerinden oluşan ve diyalogcubaşının izni ile ortaya konan "hip-hop" albumü, kişisel sitesinde nasıl yer almış bakar mısınız?

http://tr.fgulen.com/content/view/13628/76/

********************************
**************

Dünya çapında açılan okullar sadece eğitim amaçlı mı?

Bu konuda fazla yorum yapmadan son zamanlarda basına yansıyan haberlere bir göz atalım:

Birinci haberimiz Rusya’dan.

Rusya’da bu okullar hızla kapatılıyor.
Gerekçe ise oldukça ilginç: “Casusluk faaliyetlerinde bulunmak”.

Peki, Türkiye için mi? Hayır.

Bu okulların kapatılma süreci, 2002 yılında Rusya Federal Güvenlik Servisi(FSB) Başkanı Nikolay Patruşev’in, bu okulları kuran vakıf ve derneklerin ABD gizli servisi ile bağlantılı olduğunu söylemesiyle başladı.

Bu açıklamadan sonra Saha–Yakut, Buryatya, Başkurdistan, Dağıstan, Karaçay–Çerkez, Tuva ve Hakasya gibi büyük bölümünü Türk asıllı ya da Müslümanların oluşturduğu Rusya’ya bağlı özerk cumhuriyetlerdeki bu okullar kapatıldı, yöneticileri sınır dışı edildi.

Diyalogcularla bağlantısı olduğu gerekçesiyle son olarak 2005 yılı ağustosunda Tataristan’daki bir okul daha kapatıldı.

İkinci haberimiz ise Kuzey Irak’tan.

Bildiğiniz gibi Kuzey Irak’ta Türkiye için büyük tehdit oluşturan ve PKK’yı içinde barındıran bir oluşum var. Bu oluşum Güneydoğumuzu direkt olarak etkilemektedir. PKK’nın eğitim gördüğü kamplar burada. ABD ve AB ülkeleri buraya yaptıkları destek ve yatırımlarla Ortadoğu’da bir cazibe merkezi oluşturmaktadırlar. Irak’ta daha doğru dürüst bir askeri yapılanma yokken, Kuzey Irak’ta 100 bin kişilik donanımlı bir peşmerge ordusu oluşturuldu. Eğitmenleri de İsrailli generaller. Geçtiğimiz yıl bu bölgede yapılan ABD destekli toplantılarda Türkiye’nin de federatif olması için çalışma kararı alındı.

Şimdi gelelim haberimize.

Bu bahsettiğim bölgenin bakanlarının ve yöneticilerinin çocukları, Erbil ve Süleymaniye’de, diyalogcubaşı’na yakınlığıyla bilinen Işık ve Nilüfer okullarında eğitim görüyorlar.

İşin en ilginci de bina dahil tüm masraflar ise yerel Kürt hükümeti tarafından karşılanıyor.

Peşmerge lideri Mesut Barzani’nin yeğenleri, Eski İçişleri Bakanı Fazıl Merani, bazı balkanlar, genel müdürler, belediye başkanları ve üst düzey yöneticilerin çocukları bu okullarda eğitim görüyorlar.

Ülkemiz üzerinde ciddi hesapları olan, Tel Afer’de, Musul’da, Kerkük’te Türk insanının varlığına bile tahammül edemeyen, Türk Silahlı Kuvvetlerine, en tabii hakkımız olan, PKK terörüne operasyon –Dün Saddam’ın verdiği– izni dahi vermeyen bölge yöneticilerinin en kıymetli varlıkları olan çocuklarını bu okullara emanet etmesi, hatta okulların bütün masraflarını karşılayacak kadar ileri gitmeleri neyin göstergesi!!!!!

İngiltere'ye yapılan katkılardan dolayı üstün hizmet ödü

firttix   |   Cum, 2007-05-11 15:47

"İngiltere, diyalogcuları desteklemekle Türk Müslümanları konusunda da söz sahibi olma niyet ve iradesini ortaya koymuştur. Lord Rotherham, Londra'da, fg ve teşkilatının bu konuda yaptığı hizmetler nedeniyle yapılan ödül töreninde Fgci okul sayısını kendi okulları olarak kabul ile övünerek '50'den fazla ülkede 500'den fazla okulumuz var' demiştir."

Raporda yeralan ve Lord Rotherham'ı heyecanlandıran, fg'ye övgüler dizdiren ödül töreninin başlığını da eklemeden geçmeyelim:

"İngiltere'ye ve İngiliz kültürüne yapılan katkılardan dolayı üstün hizmet ödülü..."

İngiliz kültürüne üstün hizmet nedeniyle verilen nişan ve yapılan takdirler sadece Londra'dan değil, Kazakistan'ın başkenti Almatı'daki İngiliz Büyükelçisi tarafından da bizzat ifade edilmiştir.

İşte 1995 Ekim'inde Kazakistan'daki İngiliz elçisinin ağzından sarfedilen övgüler:

"Bu okulları açmak suretiyle İngiliz kültürüne yaptığınız hizmetler ve İngiliz kültürünü yaymakta gösterdiğiniz katkılar için İngiliz milletinin minnettarlığını bildiriyor ve teşekkür ediyoruz."

"diyalog karşıtları"

firttix   |   Per, 2007-05-10 14:50

Malum kişiler, "diyalog karşıtları" lafını çok kullanıyor.

"Diyalog Fitnesini" kimlerin çıkarttığı ortada.
Müslümanlara "karşıt grup" "marjinal grup" diye etiketler yapıştırma heveslileri ayan beyan ortada.

Ben de "diyalogcu" ifadesini bu tepkimi ortaya koymak için kullanıyorum.
Aslında biraz ironik...

Ben teşekkür ederim.

Google
 

Anket

Adem Sen - Aski Nebi

Kullanıcı girişi

Konu Takvimi

« Mayıs 2008  
Paz Pzt Salı Çar Per Cum Cts
        1
5 6 7 8 10
12 13 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

Kimler çevrimiçi

Son 45 dakikada 0 üye ve 55 ziyaretçi çevrimiçi oldu.

türkce, almanca, ingilizce, hollandaca sözlükler