mollacami.com

Molla Cami Kitapliginda aradiginiz hersey elinizin altinda
* * * ONLINE ILAHI DINLERKEN SITEDE DOLAS * * *
Giriş Sayfası Yap   Açılış Sayfası Yap (ctrl+D)   Favorilere Ekle  Sık Kullanılanlara Ekle


KURAN'ı KERİM

Posted On: Salı, 2006-11-21 10:04 by osmancetin53

KURAN'ıKERİM de her ayetinde ALLAH lafzı geçen sure hangisidir?

( categories: | )

İlmin en geniş Tefsir'leri..1

ihvan_enes   |   Çar, 2006-12-20 16:15

Bismillahirrahmanirrahim......ALLAH'cc Hz'lerine hamd RASUL'üne onun yolundan gidenlere selam olsun
İlim sudur o var hayat var o yok hayat yok (Şehit Bayram Ali Öztürk Hocaefendi

Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) su hususu açiklamistir ki, kendisinden baska ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmislerdir). Mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan baska ilâh yoktur... Ali.İmran...18

Bu âyet-i kerimede ilmin faziletine, ilim adamlarının şeref ve üstünlüğü­ne delil vardır. Çünkü şayet ilim adamlarından daha şerefli bir kimse bulun­saydı yüce Allah ilim adamlarını birlikte sözkonusu ettiği gibi; onları da el­bette kendi ismiyle, meleklerinin ismiyle birlikte burada zikrederdi. Yüce Al­lah ilmin şerefi ile ilgili olarak Peygamberine (sav) şunu buyurmuştur:"De ki.Rabbim, ilmimi artır." (Ta-Hâ, 20/114)
Eğer ilimden daha şerefli birşey olsaydı elbette ki yüce Allah peygambe­rine ilmini artırmasını istemesini emretmiş olduğu gibi; onun da artırılması­nı istemesini emrederdi..(Kurtubi Tefsiri..)

(İgra) İkra' bismi rabbikellezi halag* Halegal'insane min 'alag* Ikra' ve rabbükel'ekram* Ellezi 'alleme bilgalem* Allemel'insane ma lem ya'lem
Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak'tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.. İnsana bilmediğini öğretti.(Alak..1..5

İbni Kesir Tefsir'ine göre

İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Abdürrezzâk... Hz. Aişe'nin şöyle dediğini nakletti: Rasûlullah'a gelen ilk vahiy uyku halinde görülen sâdık rü'yâ şeklinde idi. Hangi rü'yâyı görürse mutlaka gün aydınlığı gibi çıkardı. Sonra ona yalnızlık hoş gösterildi. Hirâ dağına gelip orada pek çok gece ibâdete koyulurdu. Bunun için de azık alırdı. Sonra Hz. Hadîce'nin yanına gelir ve yine azığım alır giderdi. Nihayet Hirâ mağarasında iken gerçek anîden ona geliverdi. Melek orada iken gelip dedi ki: Oku. Rasûlullah (s.a.) der ki: Ben; okuyamam ki, dedim.

Rasûlullah (s.a.) dedi ki: Melek beni aldı takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve; oku, dedi. Ben; okuyamam ki, dedim. Sonra ikinci kez beni sıktı ve takatten kesildim. Sonra bırakıp; oku, dedi. Ben; okuyamam ki, dedim. Bunun üzerine üçüncü kez tutup sıktı takatimi kesti. Ve bırakıp dedi ki: «Yaratan Rabbının adıyla oku.» Bu âyeti «insana bilmediğini öğretmiştir.» kavline kadar okudu. Nihayet Rasûlullah (s.a.) boyun ile omuz arasındaki etleri titreyerek dönüp Hadîce'nin yanına geldi ve; beni örtün, beni örtün, dedi.

Korkusu ve titremesi gidinceye kadar onu örttüler. Sonra dedi ki: Ey Hadîce bana ne oluyor? Ve olanları Hz. Hadîce'ye anlattı,- kendimden endişeleniyorum, dedi. Hz. Hadîce ona dedi ki: Hayır, .asla, Seni muştulanın. Allah'a andolsun ki Allah seni hiç bir zaman için mahcûb etmez. Çünkü sen akrabalarına gider gelirsin. Sözün doğrudur, sıkıntıya katlanır, müsâfire ikram eder, haktan gelen musibetlere dayanırsın. Sonra Hadîce onu Varaka İbn Nevfel İbn Esed İbn Abd'ül-Uzzâ İbn Kusayy'm yanma getirdi.

Varaka, Hz. Hadîce'nin amcasımn oğluydu. Câhiliyet devrinde Hıristiyan olmuş ve arap-ça yazı yazabilen bir kişiydi. Arapça İncil'den Allah'ın dilediği kadarını yazmış ve sonra gözü görmez bir ihtiyar olmuştu. Hz. Hadîce dedi ki: Amcazadem, kardeşinin oğlunun başına gelenleri -dinle. Varaka: Yeğenim ne gördün? deyince, Rasûlullah (s.a.) gördüğü şeyleri ona bildirdi. Varaka dedi ki: Bu, Mûsâ (a.s.)ya inen Nâmûs-u Ekber (Cebrail) dir. Ne olurdu keşke ben genç bir delikanlı olsaydım da, Allah seni kavminin arasından çıkarırken yaşasaydım. Rasûlullah (s.a.) dedi ki: O, beni kavmime karşı mı çıkaracak? Varaka dedi ki: Evet. Sana gelen gibi kime gelmişse mutlaka o, kavmine karşı çıkarılmıştır.
Eğer ben, senin günlerine erişirsem sana kuvvetlice destek sağlar ve yardım ederim. Ne var ki Varaka fazla durmadan vefat etti. Bir süre vahiy kesildi. Nihayet Rasûlullah (s.a.) —bize ulaştığına göre— derin üzüntüye düştü ve pekçok kerre sabahleyin kalkıp kendisini dağların tepesinden fırlatmak istedi. Ne zaman kendini atmak üzere dağın tepesine çıktıysa, Cibril (a.s.) ona görünüp dedi kj; Ey Muhammed; muhakkak ki sen, Allah'ın gerçek Ra-sûlüsün. Bu haber onun ızdırâbıru dindiriyor, gönlü huzur buluyor ye geri dönüyordu. Bir seferinde vahiy uzun süre kesilince, aynı şekilde sabahleyin evinden çıktı. Dağın zirvesine ulaşınca Cebrail görünerek ona aynı şekilde söyledi.

Bu hadîs, Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde, Züh-rî kanalıyla tahrîc,edilmiştir. Biz, bu hadîsin senedini, metnini ve muhtelif anlamlarını Buhârî şerhimizin baş taraflarında uzun uzadıya açıkladık. İsteyen oraya başvurabilir. Hamd ve minnet Allah'a mahsûstur. Kur'ân'dan ilk olarak inen mübarek ve değerli âyetler, aynı zamanda Allah'ın kullarına merhamet ettiği ilk rahmet ve onlara ihsan ettiği ilk nimeti de dile getirmektedir. Bu âyetlerde insanın pıhtılaşmış kandan yaratıldığına,

Hak Teâlâ'nm ikramıyla bilmediği şeyleri öğrendiğine ve böylece ilim, şeref ve keramete nail olduğuna dikkat çekilmektedir, Bu şeref öyle bir şereftir ki; insanların atası Âdem bu şerefle meleklerden üstün kılınmıştır. İlim; bazan zihinlerde, bazan dilde/ bazan da parmak ucuyla yazılan yazıda olur. Yani zihnî bilgi, lafzı bilgi ve resmî bilgi. Resmî bilgi, ister istemez ilk ikisini gerektirir ama onlar bunu gerektirmezler. Bu sebeple Allah Teâlâ: «Oku, Rabbm nihayetsiz kerem sahibidir. Ki O kalemle öğretti. İnsana bilmediğini öğretmiştir.» buyuruyor. Haberde vârid olur ki; bilgiyi yazıyla kaydedin, denilmiştir. Yine vârid olan bir hadîste bildiğiyle amel eden kimseye Allah Teâlâ bilmediği şeylerin bilgisini de ihsan eder, Duyuruluyor.

Tefsir'ül Münir'e göre

"Bildiği ile amel edene Allah bilmediklerini de verir." denmiştir.
Daha sonra ise, zenginliği durumunda azan insanı kınayarak şöyle buyurdu:
"Sakın! Çünkü insan muhakkak azar. Kendini ihtiyaçtan uzak gördüğü için." Ey insan! Kendini mal, güç ve çevren ile müstağni görüp de, Allah'ın sana olan nimetlerini inkârı ve isyanda haddi aşmayı bırak, kendine gel.
İnsanın durumu hayret vericidir. Fakir ise güçsüzlüğünü hisseder, ezilir. Eli genişler, gücü ve kudreti artarsa kibirlenir, isyan eder. Müfessir-lerin ekseriyetine göre ise, burada insan ile kastedilen Ebu Cehil ve em­salidir.
Sonra ahiretteki ceza ile uyarmıştır:
"Dönüş muhakkak Rabbinedir." dönüş ve varılacak yer, başkasına değil yalnız Allah'adır. O, her insanı malını nereden toplayıp nereye har­cadığı konusunda hesaba çekecektir. Bu cümlenin, tehdit ve azmasının akı­beti konusunda uyarmak için insana hitaba dönüşen üslubuna dikkat edil­melidir.
İbni Ebi Hatim, Abdullah b. Mesud'dan rivayet etti: İki tamahkâr doy­maz: Biri ilim sahibi, diğeri dünya sahibi. Bunlar denk de olmazlar. İlim sahibi Rahman'ın rızasını artırır. Dünya sahibi ise, azgınlıkta devam eder. Abdullah sonra: "Sakın! Çünkü insan muhakkak azar. Kendini ihtiyaçtan uzak gördüğü için." ayetini okudu. Diğeri için de: "Allah'tan ancak alim kulları korkar." ayetini okudu.
Bu söz, Rasulullah (s.a.)'dan merfu olarak da rivayet edilmiştir: "İki tamahkâr doymaz: İlim isteklisi ve dünya isteklisi."

Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:
Ayetler aşağıdaki hususlara işaret etmiştir:

1- Allah Tealâ'nın yaratmadaki kudretinin beyanı: O yaratıcıdır. İn-sanın bir kan pıhtısından yaratılmaya başlanmasına dikkat çekilen bu ayet-i kerimeler, Kur'an'ın ilk inen bölümüdür. Onlar Allah'tan kullarına lütfettiği ilk rahmet ve nimettir.
2- Allah Tealâ Rasulullah'a (s.a.) Kur'an'ı yaratan Rabbinin adıyla ve insana bilmediklerini öğretenin adıyla okumasını emretti.

3- Allah Tealâ okuma ve yazmanın öğrenilmesini de emretti. Çünkü on­lar din ve vahiy ilimlerini bilmede, sosyal bilimlerin ispatı ve insanlar arasında yayılmasında alettirler. Bilimlerin, kültürlerin, edebiyat ve sanat­larının ilerlemesinde, uygarlık ve medeniyetlerin gelişmesinde esastırlar.

4- Allah Tealâ'nın cehalet karanlığından ilim aydınlığına çıkarmak için insana bilmediğini öğretmesi, O'nun keremi ve fazlındandır. Onu ilim­le şerefli ve onurlu yapmıştır. İnsanlığın babası Âdem de meleklere onunla üstün gelmiştir. İlmin kaydedilmesi, daha sonraki nesillere intikali yazı-ve kalem iledir. Katade: "Kalem Allah Tealâ'dan büyük bir nimettir. O ol­masaydı din olmazdı, hayat sürmezdi." demiştir.

Yazının faziletleri çoktur. Öyle ki Allah, yazı ve talimi insana ihsan ederken zatını nihayetsiz kerem sahibi olmakla methetmiştir. "Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Ki O, kalemi (yıza yazmayı) öğretendir." Yani in­sana kalem vasıtası ile bilmediklerini, ilimleri öğretti. Ya da, kalemle ona yazıyı öğretti.
Sahih bir hadiste şöyle rivayet edildi: "Allah'ın ilk yarattığı kalemdir. Ona: "Yaz." dedi. Kıyamete kadar olacakları yazdı. O Arş'ının üstünde, Zikirde kendi katındadır."

Savfetü't Tefasir' göre

Âyetlerin Tefsiri
1. Bu, Hz. Peygamber (a.s.)'e yöneltilmiş ilk ilâhî hitaptır. Bu hitapta okuma, yazma ve ilme, çağrı vardır. Çünkü ilim, İslam dininin simgesi ve sembolüdür. Yani Ey Peygamber! Bütün mahlûkâtı yara­tan ve bütün âlemleri meydana getiren Yüce Rabbinin adıyla başlıyarak ve ondan yardım dileyerek Kur'ân'ı oku.
Bundan sonra Yüce Allah, insanın şanının yüce olduğunu göstermek için bu yaratma olayım şöyle buyurarak açıkladı:

2. Allah, Mahrukatın en şereflisi ve güzel şekilli bu insanı alakadan yarattı. Alaka, küçük kurt (embriyon) demektir. Modern tıp isbat etmiştir ki, insanın yaratılmış olduğu meni, gözle görülmeyen, ancak mikroskopla görülebilen, başı ve kuyruğu olan küçücük spermleri ihtiva et­mektedir. En güzel yaratıcı olan Allah yücedir.Kurtubî şöyle der: Yüce Allah, insanın şerefini göstermek için burada özellikle onu zikretti. Alaka, sıvı kan parçasıdır. Rutubetli olduğu için, üzerinden geçtiği şeye yapıştı­ğından dolayı ona bu isim verilmiştir.
3. Ey Peygamber! Oku, Rabbin yüce ve kerem sahibidir. Hiçbir kerem sahibi O'na denk olamaz ve denklikte O'na yaklaşamaz. Kul­lara, bilmedikleri şeyleri öğretmesi, O'nun kereminin sonsuzluğunu göste­rir.

4, 5. O, kalemle yazıp çizmeyi öğretendir. İnsanlara, bilmedikleri ilim ve bilgileri O öğretmiştir. Onları cehalet karanlıklarından ilim aydınlığına çıkaran O'dur. Yüce Allah kalem­le yani bir vasıtayla öğrettiği gibi, her ne kadar okuma-yazma bilmeyen bir ümmî olsan da, vasıtasız olarak da sana öğretecektir. Kurtubî şöyle der: Yüce Allah, yazmayı öğrenmenin fayda ve faziletine dikkat çekti. Çünkü onda, insanın kavrayamayacağı kadar büyük faydalar vardır. Yazmakla an­cak ilimler tedvin edilmiş, hikmetler kayda geçirilmiş, öncekilerle ilgili haberler ve onların sözleri zaptedilmiş ve Allah tarafından indirilmiş olan kitaplar yazılmıştır. Yazı olmasaydı ne dünya ne de din işleri düzelirdi.

Şifa Tefsir'ine göre

Yaratan Rabbinin adıyla oku.
Hatipler konferanslarında ilk cümlelerine çok önem verirler. İyi bir hatip binlerce veya onlarca insana çok önemli bir konuşma yapacağında kürsiye gelip, mikrofona yaklaşıp ilk söyleyeceği söze çok dikkat eder. Niye? O cümle bütün konuşmasının bir nevi özeti sayılır da ondan.

Allah (c.c) Hz. İsa'dan sonra aradan geçen 600 küsur senelik bir aradan sonra bir Peygamber gönderiyor. Bu Peygamber en son Peygamber olacaktır. Kıyamete kadar insanların ufkunu bu peygambe­rin getirdiği mesaj aydınlatacak. Efendimiz vasıtasıyla insanların uf­kunu aydınlatacak bir kelam indirecek.
Bu kelamın ilk cümlesinin ilk kelimesinin ilk harfi çok önemli. Hepimizin bildiği "ikra" emri ile başlıyor ayet-i kerime.

Şöyle düşünün; bir gün siz Yunanistan'da İslâmî tebliğ etmek üzere görevlendirildiniz. İslâm'ı tebliğ etmeye ne ile başlarsınız? Nasıl bir metod takip edersiniz? Allah (c.c) bize bunu öğretiyor. "Oku" diyerek başlıyor. Ve bizim de ilk kelimemizin bu olmasını istiyor.
Yani kurtuluşumuz okumaktan geçiyor. Çünkü ilim, hayatın bir şa1-külüdür. Yani eğrilmeyi doğrultacak alettir derler. Ona göre kendimizi ayarlayacağız.
Kur'ân bizim şa'külümüzdür. O bizi düzeltecektir. Kur'ân'ın bizi dü­zeltebilmesi için bizim onu bilmemiz gerekmektedir. Onun için Rabbim; "Yaratan Rabbinin adıyla oku" diyor. Buradan ilk olarak şunu anlıya-cağız. Bir kere her Kur'ân okumaya başladığımızda besmele çekeceğiz.

Kur'ân okurken şeytan size nasıl musallat olur? Şöyle olur. "Yahu şu önemli işi yapta ondan sonra Kur'ân'ı oku" dedirtiverir. Onun için dikkatli olacağız, şeytanın her türlü vesvesesine karşı Allah'a sığına­cağız. Okumaya ve hayatımızı Kur'ân'a göre düzenlemeye dikkat edeceğiz.

Kur'ân bir eczahane gibidir. Nasıl ki, eczahanede eczacı raflarına binlerce ilacı koymuştur ve her hastalığın ilacı ayrıdır. Aynı şekilde Allah (c.c) de 114 surede (yani rafda) 6 bin küsur ilaç koymuştur. Biz de bir eczacı gibi hangi surede, hangi ayetlerin olduğunu, hangi ayetle­rin hangi hastalığın devası olduğunu bilmemiz gerekiyor. İnsanlar bunu bizden bekliyor.

Yeni dünya düzeninde insanlar arayış içerisinde. Bazıları art niyetle hareketler ediyorlar, ama herkes art niyetli değil. Batıda ve Doğuda inanan ve inanmayan insanlar arasında çok iyi niyetlerle, insanlığa hu­zur getirecek bir sistemin arayışı içindeler.
Onların bu isteklerine bizim cevap vermemiz gerekiyor. Cevabımızda aklımıza göre olmasın. Çünkü insan aklı bütün insanları idare edecek kadar kapasiteli yaratılmamıştır. Bu sebeble bizim Kur'ân'ı çok iyi bilmemiz gerekir.

Yaratan Rabbinin adıyla oku! okuduğumuz ve okuttuğumuz bütün ilimlerde Allah'ın adı hatırlanmalı ve hatırlatılmalıdır. Onun için Mazhar Osman; "bir ilim adamı, bir doktor Allah'a inanmıyorum" diyorsa "onun diploması sahtedir." demiştir. O adam eğer tıbbı okumuş olsaydı Allah'a iman etmiş olması gerekirdi demiştir. Öyleyse bütün yaratıl­mışları yaratan Allah'ın adıyla okuyacağız.
Başta Kur'ân okuyacağız. Çünkü okunacak tabiatı yaratan Allah, aynı okunacak kitabı da indiren Allah (c.c)'tır. Zaten insanların tabiatı kirletmeleri ve tabiata zarar vermeleri Kur'ân'a göre hareket etmeme-lerindendir...

Celal Yıldırım Tefsir'ine göre

«Yaratan Rabbının adıyla oku!»
Âdem'i (A.S.) topraktan yaratıp kendi kudret ruhundan ona üfleyen Cenâb-ı Hak, yarattığı bu seçkin canlıyı akıl, idrâk, hafıza, duygu ve düşünce gibi yeteneklerle donatmakla kalmamış,muhtaç bulunduğu eşya ve nesnelerin ismini, dolayısıyla faydalarını da ona öğretmiş ve böylece insan oğlunun mevcut yeteneklerini kullanarak her şey ve olayda Yüce Yaratanın varlığına ve birliğine dalalet eden belgeleri görmesini ve her işe Allah adıyla başlamasını emretmiştir.
O bakımdan rahatlıkla diyebiliriz ki, ilk insan vahşi, şuursuz, idraksiz değildi. Aynı zamanda ne yapacağını bilmeyen ibtidai bir hayat süren bir canlı hiç değildi.Adem(A.S),hazırlanıp döşenen yeryüzüne indirildiği gün kendisine,insanlığına ve Peygamberliğine yakışır şekilde yaşaması için gerekli bilgiler de verilmişti.Nitekim Bakara Suresi 31-33. ayetlerle bu gerçeğin ana çizgileri belirtilmekte ve bu konuda bilgi edinmek isteyenlere ana fikir verilmektedir.

Böylece insanın menşei hakkında araştırma yapan ilim adamlarının bir takım tahminler ve varsayımlar ileri sürmelerinin anlamsız olduğu ortaya çıkıyor.Kur’an bu konuda da onlara hareket noktası belirleyerek sonuç çıkarmalarını ilham ediyor.
Gerçek bu olunca Allah adıyla okumanın buradaki anlamı nedir?Cenab’ı Hak ilk indirdiği ayette kullarına neden böyle bir emir vermektedir?Konuyu dikkatle incelediğimizde karşımıza dört yorum çıkmaktadır.Şöyle ki;

1- Okuyup öğrenmek;yazıp bilgi vermek ve bilgi toplamak insan hayatının kopmaz parçasıdır;buna(lazım-i gayr-i müfarik)de diyebiliriz.Zira dünya da ,ahiret de ancak okuyup bilgi sahibi olmamızla gerçek mutluluğa dönüşebilir.
O bakımdan okuyup yazanla okumayanlar arasındaki fark,ölülerle diriler arasındaki fark gibidir.
Okuma,tutkuların en soylusudur.Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça,gaflet ve bu gafletten doğacak felaket azalamaz.
Kainat,okuyanlar için yaratılmıştır.Okuma zevkini öğrenip içine sindiren kişi,mutlu bir insandır.
Okuma hiçbir hazineyle değiştirilemeyecek kadar kıymetlidir.Okumak,yetenekleri;deneyler de okumayı geliştirir.
Şüphesiz okumakla ilgili buna benzer birçok vecizeler söylenmiştir.Biz çeşni olsun diye sadece birkaç tanesini yazdık.Ancak okunacak şey Allah’ı hatırlattığı,O’nun üstün kudretini yansıttığı ve insanı doğruya,güzele,iyiye

Yönelttiği;aklı ,zekayı ve irfanı artırdığı nisbette fayda ve hikmetine uygundur.Bunun için Resulüllah(A.S.) okuyup bilgi sahibi olmayı teşvik edip, ilmin vatanı olmadığına işarette bulunurken şu dört şeyden Allah'a sığınmşıtır: «Allahıml Korkmayan kalpten, doymak bilme­yen nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.» (Müslim, Zikir: 73; Ebu Davud, Vitr: 32; Tirmizi, Deavat: 68,)

2- Okumaya, kitap yazmaya, öğrenmeye ve öğretmeye Allah'ın adı­nı anarak başlamamız, hem insan, hem de Müslüman olmamızın gereğidir. Zira Allah'ı anmaktan uzak ve kopuk bir okuma, aklı, zekâyı geliştirebilir) ama kalbi ve ruhu cılız bırakır, vicdanı silik hale sokabilir. Böylece insanın iç yapısında meydana gelen dengesizlik, onun günlük,hayatına da sirayet eder. Unutmamak gerekir ki, en faydalı insan, en dengeli yetişendir. Den­geli beslenmeye muhtaç olduğumuz kadar, dengeli eğitim ve öğretime de muhtacız.

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu hususu şöyle belirtmiştir: «Anlamlı ve yararlı olan her söz ve ise Bismillah i'r- Rahman i'r-Rahîm ile başlanmazsa, o noksandır, bereketsizdir.»(Suyuti, Camiu’s-sağir: 2/92)

3- Her şey ve olayda Allah'ın kudretinin izini görüp satırlarını oku­mak; yaratılıp istifademize bırakılan şeylerden yararlanırken Cenâb-ı Hakk'ın yegâne nzık veren ve tek yaratan olduğuna inanmak, kul ile Rab-bısı arasındaki engelleri kaldırır ve böylece kulu Allah'a yaklaştırıp onu faziletli bir düzeye getirir.
4- Hilkatin bütün safha ve kademelerinde Cenâb-ı Hakk'ın plân ve programını okumak suretiyle O'nun yegâne yaratan olduğunu idrâk etmek de «oku!» emrinin kapsamına girmektedir

İlmin en geniş Tefsir'leri..2

ihvan_enes   |   Çar, 2006-12-20 16:23

Bismillahirrahmanirrahim......ALLAH'cc Hz'lerine hamd RASUL'üne onun yolundan gidenlere selam olsun..

Evvela yapılan bu çalışmanın verimli,istifadesi bol ve hayırlı bi çalışma olmasını niyaz ediyorum. Yapılan bu çalışma yaklaşık 14 tefsir kitab'ından istifade edilerek hazırlanmıştır. İbni Kesir,Taberi, Kurtubi ,Elmalılı, Mevdudi, mefatihü-l gayb,Belagat,Tefsirül Münir, Ettevsir'ül hadis ,Şifa Tefsir'i, El Veciz, Ahkam Tefsir'i, Safvetü-t Tefasir, Muhammed,Gazali tefsir'lerinden ve degişik Tefsir Kitapların 'dan istifade edilerek hazırlanmıştır.Bir mevzuyu yaklaşık 14 Tefsir sahibine yani Müfessir'e göre yazmaya gayret edilmiştir. Degişik yorumlar ve görüşlerinde oldugu bu İlim le alakalı mevzuları içine alan yazımız İnternet ortamında degil günümüzde ortamında bile bu kadar geniş bi şekilde değerlendirilmemiştir.

Çok tefsir kitaplarından baktım ama bu kadar derin oldugunu görmedim İNŞAALLAH bu yazımız cok detaylı olacak ve Tefsir alanında büyük bi eser olarak bu mevzuda internet ortamında istifadenize sunulacaktır.Yapılan tefsir'ler Müfessir'leri belirtilerek hangi Tefsir kime aitse bildirilecektir. Ayet ve Hadis şerif'lerde kaynaklarıyla beraber verilecek bu vesile ile bütün şüphe edilecek şeylerin İNŞAALLAH önü kesilecektir.ALLAH'ın izni ilede Sahabe,Tabiin, Fakif,Ulema,Alim'lerinde sözlerine yer verilecektir.ALLAH'tan başarı sizlerden dua beklerim..

İlim sudur o var hayat var o yok hayat yok (Şehit Bayram Ali Öztürk Hocaefendi)

Hadis-i Şerif'ler

***Kim ilim ögrenmek için yola çikarsa, Cenâb-i Hak onun için cennet yolunu kolaylastirir. (Et-Tergib ve’t-Terhib 1/68)

***Evinden ilim talebi için çikan hiç kimse yoktur ki, melekler yaptigi isten râzi olduklari için kanatlarini onun yoluna sermis olmasinlar. (Et-Tergib ve’t-Terhib 1/68)

***(Hakîkî) âlim için, denizdeki baliklara varincaya kadar gökte, yerde ne varsa hepsi Allah’tan magfiret diler. (Ibn-i Mace 1/87
***"Hikmetli söz mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya ehaktır."(Tirmizi ilim..).

***İLİM***

İnnema yahşellahe min ibadihil ulema' innellahe azızün ğafur
Allahtan, kulları içinde, ancak âlimler korkar (S. Fâtır, 28)

İbn-i Abbas radıyallâhü anhümâya göre,âyet-i kerimesinin mânâsı şudur
Allahtan, kullarının içinden, ancak onun ceberûtunu, izzetini, saltanâtını bilenler korkar. Burada âlimlerden murad, Cenâb-ı Hakkı sıfatlarıyla bilip de, onu tâzim edenlerdir. Kimin ilmi artarsa, o nisbette Allah korkusu da artar.

. İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe ve İbn-i Sîrîn rahımehümallâh hazerâtına göre, âyet-i celîlede geçen haşyetten murad tazimdir, büyük saygıdır. Haşyetin şartı ise, mârifetullahtır, Cenâb-ı Hakkın sıfat ve fiillerini bilmektir

İbni kesir Tefsir'ine göre

«Allah'tan ancak bilgin kulları korkar.» Allah'tan ancak bilgin ve âlim kullan gerektiği gibi korkarlar. Çünkü güzel isimlerle ve mükemmel sıfatlarla nitelenen Alîm, Kadîr ve Azîm olan Allah'ın azameti ne kadar daha mükemmel bir bilgiyle bilinirse, ondan korkup ürper-mek de daha muazzam ve daha fazla olur. Nitekim Ali İbn Ebu Talha, Abdullah İbn Abbâs'ın bu âyet-i kerîme hakkında şöyle dediğini bildirir: Allah'ın her şeye gücünün yettiğini bilen âlim kulları ancak Allah'tan korkarlar. îbn Lehîa da... İbn Abbâs'tan şöyle dediğini nakleder: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayan, helâlim helâl sayan, haramını haram kabul eden, buyruğunu koruyan ve bir gün mutlaka O'na ulaşacağını kesinkes bilip, yaptıklarından hesaba çekileceğini kabul edenler Rah-mân'ı bilendir.

Saîd İbn Cübeyr der ki: Haşyet, seninle Allah Azze ve Celle'ye isyanının arasına giren şeydir.
Hasan el-Basrî der ki: îmân; görmeyerek Rahmân'dan haşyet edenin îmânıdır. Allah'ın teşvik ettiği şeye rağbet eden ve hoşlanmadığı şeyden kaçmanın îmânıdır. Sonra Hasan el-Basrî, «Allah'tan ancak bilgin kulları korkar.» âyetini okumuştur.

Abdullah îbn Mes'ûd (r.a.) der ki: Bilgi, çok sözden ibaret değildir. Ancak bilgi, çok haşyetten ibarettir.
Mısır'h Ahmed İbn Salih, İbn Vehb kanalıyla Mâlik'in şöyle dediğini bildirdi: İlim, çok rivayetten ibaret değildir. İlim, ancak Allah'ın kişinin kalbine koyduğu bir nurdur. Mısır'lı Ahmed İbn Salih der ki: Bunun anlamı şudur: Çok rivayetle haşyete ulaşılamaz. Allah Azze ve Celle'nin uyulmasını emrettiği ve farz kıldığı bilgi, Kitâb ve Sünnet'-in bilgisidir. Sonra da sahâbe'nin —Allah onlardan razı olsun— getirdikleriyle onları ta'kîb eden müslüman imamların getirdikleri şeylerin bilgisidir. Bu bilgi, ancak rivayetle elde edilir. Bu takdirde İmâm Mâ-lik'in sözünün te'vîli şöyle olur: İlim; bilginin anlaşılıp bunların anlamlarının bilinmesi için istenen bir nurdur.

Süfyân es-Sevrî, Ebu Hayyân kanalıyla bir adamın şöyle dediğini nakletti: Üç tür bilgin olduğu söylenirdi: Biri Allah'ı ve Allah'ın emirlerini bilen. Diğeri Allah'ı bilip Allah'ın emirlerini bilmeyen, üçüncüsü de Allah'ın emirlerini bilip Allah'ı bilmeyen bilgin. Allah'ı ve emirlerini bilen, Allah'tan korkup Allah'ın hududunu ve farzlarım bilen bilgindir. Allah'ı bilip Allah'ın emirlerini bilmeyen bilgin ise, Allah'tan korkup Allah'ın hududunu ve farzlarını bilmeyen kimsedir. Allah'ın emirlerini bilip Allah'ı bilmeyen bilgin ise, Allah'ın hududunu ve farzlarını bilip te Allah Azze ve Celle'den korkmayan bilgindir.

Kurtubi Tefsir'ine göre

Kulları arasında Allah´tan ancak alimler korkar. Şüphesiz Allah, Aziz­dir, Gafurdur." Bu buyruk ile, Allah´ın kudretinden korkan ilim adamları kas­tedilmektedir. Yüce Allah´ın herşeye kadir olduğunu bilen bir kimse günah dolayısıyla cezalandıracağına da kesinlikle inanır. Nitekim Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas´tan yüce Allah´ın: "Kulları arasında Allah´tan ancak alimler korkar" buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bunlar yüce Al­lah´ın herşeye kadir olduğunu bilen kimselerdir.

er-Rabî´ b. Enes dedi ki: Allah´tan korkmayan bir kimse alim değildir. Mü-cahid de şöyle demiştir: Alim ancak Allah´tan korkan kimsedir. İbn Mes´ud´dan da şöyle dediği nakledilmiştir: İlim olarak yüce Allah´tan korkmak, cahillik olarak da gurura kapılmak yeterlidir.

Sa´d b. İbrahim´e: Medinelilerin en fakihi kimdir? diye sorulmuş, o da: Ara­larından Rabblerine karşı en çok takvalı olanlarıdır, diye cevab vermiştir.
Yine Mücahid´den şöyle dediği nakledilmiştir: Fakih (dinde derin bilgi sa­hibi) ancak yüce Allah´tan korkan kimsedir.

Ali (r.a)´dan da şöyle dediği nakledilmiştir: Gerçek anlamıyla fakih, insan­lara Allah´ın rahmetinden ümit kestirtmeyen, Allah´a isyan etmeleri için on­lara ruhsatlar bulmayan, Allah´ın azabından emin olmalarına sebep teşkil et­meyen, başkasına duyduğu arzu sebebiyle Kur´ân´dan yüz çevirmeyen kim­sedir. Çünkü ilimsiz ibadette hayır olmadığı gibi, fıkhı bulunmayan ilimde hayır yoktur, tedebbürü (iyiden iyiye düşünmeyi) olmadan da kıraat (Kur´ân okumak) olmaz.

Darimî Ebu Muhammed, senedini kaydederek Mekhul´den şöyle dediği­ni nakletmektedir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Alimin, abide olan üstün­lüğü benim sizden en alt mertebede olanınıza göre üstünlüğüm gibidir." Da­ha sonra şu: "Kulları arasında Allah´tan ancak alimler korkar" âyetini oku­du. (Devamla buyurdu ki): "Muhakkak Allah, O´nun melekleri, semavatın-dakiler, yeryüzünde bulunanlar, denizde balıklar, insanlara hayrı öğreten kim­selere dua ederler."(]Darimî, I, 100; ayrıca bk. Darimî, I, 109; Tirmizl, V, 50)

Bu haber mürseldir. Darimî dedi ki: Bana Ebu´n-Nu´man anlattı (dedi ki): Bize Hammad b. Zeyd anlattı: O Yezid b. Hazim´den dedi ki: Bana amcam Cerir b. Zeyd anlattı: O Tubey´i, Ka´b´tan rivayetle şöyle derken dinlemiş: Ben amelden başka maksatla ilim öğrenen, ibadetten başka maksatla fıkıh öğre­nen, âhiret ameliyle dünya isteyen, kalbleri Ebu Cehil karpuzundan daha acı olmakla birlikte koyun postları giyinen kimseleri, niteliklerini biliyorum. (Yü­ce Allah, haklarında şöyle buyurmaktadır): Onlar Benim rahmetime mi alda­nıyorlar? Beni mi kandırmaya çalışıyorlar? Kendi zatıma yemin ederek söy­lüyorum ki; onlar için aralarında bulunan aklı başındaki kimseleri dahi şaş­kın bırakacak bir fitnenin zamanını bekliyorum.[49](Darimi I 102)

Tefsir'ül Münir Veybe Zühayli'ye göre

"Kulları arasında Allah'tan gerçekten korkanlar ancak âlimlerdir." ifa­desi sıfatın mevsufa tahsis edilmesi, Allah korkusunun âlimlere tahsis edilmesi (kasr) sanatı yapılmıştır..
Kulları arasında Allah'tan gerçekten korkanlar, ancak âlimlerdir." Mekke halkı gibi cahil olanlar bunun hılafmadır. Zira korkunun şartı korkulanın bilinmesi, onun sıfatlarının ve fiillerinin bilinmesidir. Kim onu daha çok tanıyorsa, ondan daha çok korkacaktır.
Bunun için Buhari, Müslim ve Neseî'nin Enes'ten rivayet ettikleri ha-dis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Allah'tan en çok ür­pereniniz ve O'ndan en çok korkanınız benim." "Azız" en üstün olan ve ezici güce sahip olandır. "Gafur" tevbe eden mümin kullarının günahlarını çok bağışlayandır. "Şüphesiz ki Allah Azizdir, Gafur'dur." ifadesi Allah korku­sunun vacip ve şart olduğunun sebebini beyan etmektedir.

"Allah'ın kitabını okuyanlar," Kur'an-ı Kerim okumaya devam edenler, "namazı dosdoğru kılanlar," namazı vakitlerinde bütün erkânı ve zikirle-riyle eda etmeye devam edenler, "kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak edenler" ki bu ifadeyle nasıl mümkün olursa olsun infak etmeye teşvik edilmektedir. Ancak gizlice yapılan infak, açık yapılan infaktan da­ha üstündür. Bu kimseler "tükenmeyecek", kesada uğramayacak ve hüsran­la yok olmayacak "bir kazanç" taatin sevabının elde edilmesi kazancını "umarlar."
Allah'ın birliği ve kudretine delâlet eden kâinattaki değişik cins ve renklerdeki manzaraların anlatıldığı bir başka delildir.

Bunun gereği olarak kâinat ilimlerini iyi bilen âlimler kâinatın azametini en iyi idrak eden insanlar olup dolayısıyla Allah'tan en çok korkan kimseler olmuşlar­dır. Bunun ardından Allah'ın kitabıyla amel eden âlimlerin durumu beyan edilmiştir. Bunlar itaatlerinden dolayı Allah'ın sevabını uman kimselerdir.
"Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin?" takriri istifhamdır (cevap alma maksadı ile değil, kabul ettirme maksadı ile sorulan sorudur). Ayrıca burada hayret etme anlamı bulunmaktadır

"Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin?" Bilmez misin, demek­tir. Buradaki görmek kalbin görmesi, yani bilmek anlamındadır. "Biz bu su ile değişik renklerde meyveler çıkarmışızdır." Cinsleri, sınıfları, durumları ve sarı, kırmızı, yeşil, beyaz ve siyah gibi renkleri değişik meyveler çıkar­mışızdır..Fatır 27

Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette şöyle buyurmaktadır: "Yeryü­zünde birbirine komşu birçok toprak parçaları vardır. Bu topraklarda üzüm bağları, ekinler, toplu ve ayrı hurma ağaçları yer alırlar. Aynı suyla sulanmalarına rağmen, onları tat ve şekil yönünden birbirinden farklı kıl-mışızdır. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir kavim için nice ibretler vardır." (Ra'd, 13/4).

Allah Tealâ bu varlıkîardaki renk bakımından farklılığı zikretmek­tedir. Zira bu farklılık Allah'ın kudretinin ve Onun eşsiz sanatının en büyük delillerinden biridir. Allah Tealâ, önce meyvelerdeki renklerin çeşit­liliğini, sonra da cansız varlıkîardaki, daha sonra insanlardaki ve hayvan­lardaki renk çeşitliliğini zikretti.
Hafız Ebubekir el-Bezzar, İbni Abbas (r.a.)'den naklediyor: Bir adam, Peygamberimiz (s.a.)'e geldi.
- Rabbin (varlıklara) boya vurur mu? diye sordu. Peygamberimiz (s.a.):
- Evet, silinmeyen bir boya; kırmızı, sarı, beyaz, diye buyurdu.
Cenab-ı Hak daha sonra bunun güzelliğini ve inceliklerini bilen kim­seleri -yani âlimleri- zikretmektedir

Kulları arasında Allah'tan gerçekten korkanlar ancak âlimlerdir. Şüphesiz ki Allah Azizdir, Gafur'dur." Ancak Allah'ı tanıyan ve O'na lâyık yüce sıfatları ve güzel fiillerini bilen, dilediğini yapma hususunda muaz­zam kudretini bilen âlimler Allah'tan korkarlar. Allah'ı kim daha iyi bilir­se, Ondan daha çok korkar. Kim de Allah'tan korkmuyorsa; o kimse âlim değildir. "Alim'den murad tabiat ve hayat ilimlerini ve kâinatın esrarını bilen kimsedir.

Alimlerin Allah'tan korkmalarının sebebi, Allah'ın kâfirlerden in­tikam almakta gayet güçlü olması, kendisine iman edenlerin ve kendisine yönelenlerin günahlarını çok bağışlayıcı olmasıdır. Cezalandıran ve sevap verenin hakkı, kendisinden korkulmasıdır. Bu ise korku ve ümidi gerekli kılar. Cenab-ı Hakk'm "intikam sahibi ve Azîz" olması tam korkuyu gerek­tirir. Onun "Gafur" olması mükemmel ümidi gerektirir.
İbni Abbas diyor ki: Rahman'ı bilen "âlim" kendisine hiçbir şeyi şirk koşmayan, O'nun helâllerini helâl kılan, haramlarını da haram kılan, Onun vasiyetini tutan, Onun huzuruna çıkacağını ve ameli sebebiyle he­saba çekileceğini yakînen bilen kimsedir.

Hasan-ı Basrî diyor ki: "Âlim" Rahman'dan O'nu görmediği halde kor­kan, Allah'ın teşvik ettiği şeyleri teşvik eden, Allah'ın buğzettiği şeylerden uzaklaşan kimsedir. Daha sonra da şu ayeti okudu: "Kulları arasında Al-lah'tan gerçekten korkanlar ancak âlimlerdir. Şüphesiz ki Allah Azizdir, Gafur'dur."
Said b. Cübeyr diyor ki: "Haşyet", seninle Allah'a isyan arasında perde olan ürperti, Allah korkusudur.

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'m şu sözü naklediliyor: Alim çok hadis-i şerif bilen kimse değil, Allah'tan çok ürperen kimsedir.
İmam Malik diyor ki: İlim çok rivayette bulunmakta değildir. İlim an­cak Allah'ın kalbe koyduğu bir nurdur.
Cenab-ı Hak daha sonra Allah'ın kitabını bilen ve onunla amel eden­lerin durumunu haber vererek şöyle buyurdu:

"Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak edenler, tükenmeyecek bir kazanç umarlar." Yani Kur'an-ı Kerim okumaya devam edenler, Kur'an-ı Kerim'de-ki farz kılınan namazları vakitlerinde bütün erkânı ve şartlarıyla huşu içerisinde kılmak ve Allah'ın kendilerine verdiği lütuf ve rızıklardan gece-gündüz gizli-açık infakta bulunmak gibi farzları işleyen kimseler taat-lerine karşılık Allah'tan mutlaka meydana gelecek sevabı talep ederler.

Bunun için Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
"Böylece Allah, onların mükafatını eksiksiz verir ve lutfuyla da artırır. Şüphesiz O, çok affedicidir ve şükrün karşılığını bol bol verendir."

Böylece Allah onlara yaptıklarının sevabını tam olarak verir ve onlara akıllarına hiç gelmeyen ziyadelerle kat kat lütufta bulunur. O şüphesiz on­ların günahlarını çok affeden, onların az olan taatleri ve amelleri ile şükre karşılığı bol bol verendir.
Bu ayetin benzeri şu ayetlerdir: "Allah iman edip salih amel işleyen­lerin mükâfatlarını eksiksiz verecek ve lutfundan daha da artıracaktır." (Nisa, 4/173); "Böylece Allah'ın kendilerini işlediklerinin en güzeliyle mükâfatlandıracak ve lutfundan kendilerine daha da fazlasını ihsan edecektir." (Nur, 24/38).

Savfetü-t Tefasir Muhammed Sabuni' ye göre

Allah, insanlardan hayvan­lardan ve davarlardan, meyve ve dağların farklılığı gibi, renkleri farklı varlıklar yarattı. Bir kısmı beyaz, bir kısmı kırmızı, bir kısmı siyah. Bun­ların hepsi Allah'ın yarattıklarıdır. Yaratanların en güzeli olan Allah mübarektir. Yüce Allah, âyetlerini, kudretinin alâmetlerini, sanatının eser­lerini ve farklı cinslerde yarattıklarını saydıktan sonra ardından şöyle bu­yurdu. Allah'tan ancak âlimler korkar. Çünkü âlimler Allah'ı hakkıyle bilirler. İbn Kesîr şöyle der: Allah'tan ancak Onu tanıyan âlimler hakkıyle korkar. Çünkü Yüce Allah tam olarak tanınıp mükemmel bir şekilde bilinince, O'ııdan korkmak da daha çok ve büyük olur.Allah, büyüklüğü ile herşeyden üstündür. Kullarından tevbe edip Ona dönenleri çokça bağışlayıcıdır. Bundan sonra Yüce Allah, kendisinden korkanların ve rahmetini umanların sıfatlarını anlatmak üzere şöyle buyurdu

Taberi Tefsir'ine göre

İnsanlardan, diğer canlı varlıklar ve büyük baş hayvanlardan da çeşitli renkte olanlar vardır. Kullan içinde Allahtan hakkıyla korkanlar ancak âlimlerdir. Şüphesiz ki Allah, herşeye galiptir, çok affedendir.
Allah teala bu âyet-i kerimelerde, gökten yağmur yağdırarak çeşitli renklerde meyveler var ettiğini, dağlan da beyaz kırmızı, siyah gibi çeşitli renk­lerde yarattığını, ayrıca insanları, canlıları ve büyük baş hayvanları da çeşitli renklerde yarattığını bildirmekte ve kudretinin büyüklüğünü bizlere göstermek­tedir. Aynca yüce mevlanm bu kudretinin büyüklüğünü ancak âlim kullarının idrak ederek rablerinden hakkıyla korkabileceklerini de beyan etmektedir. Bu da ilmin ve âlimlerin faziletini göstermekte ve bizleri ilme teşvik etmektedir

Fahruddin Er-Râzi, Mefâtihu’l-Gayb,a göre

İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan, yine böyle renkleri çeşit çeşit olanlar vardır. Allah'tan, ancak âlim kullan korkar. Şüphesiz Allah azfz ve gafurdur"
(Fâtır. 28).

Bu ayet, Allah Tealâ'nın kudret ve irâdesine getirilen bir başka delildir. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak sanki, içinde bulunduğumuz bu alemdeki, yani terkibler (bileşikler) alemindeki mahlukâtta bulunan delilleri ikiye ayırmıştır: Canlılarda olan, cansızlarda olan... Cansızlar da, ya bitkiler, ya madenlerdir. Bitkiler, cansızların (hareketsizlerin) en kıymetlisi olup, Hak Teâlâ buna, "O (yağmurla) çeşit çeşit meyveler çıkardı" buyurarak işaret etmiştir.

Daha sonra madenlerden de, "Dağlardan da..." ifadesiyle bahsetmiş, bunun peşisıra da canlılardan bahsederek, işe onların en şereflisi olan insanla başlayıp, "insanlardan..." demiş, sonra hayvanları zikretmiştir. Çünkü hayvanların insana faydası, bu hayvanların canlı olmaları haline Dağlıdır. Davarların faydası ise, onlardan yeme ile ilgilidir. Yahut söyle de diyebiliriz: "dâbbe" denilince Örfen at akla gelir. At ise, insanlardan sonra canlıların en Kıymetlisidir.

Ayetteki, "renkleri çeşit çeşit" ifadesiyle ilgili olarak şunu deriz: Bu varlıkların bizzat kendileri Allah'ın kudretine ve iradesine delil oldukları gibi, renklerinin farklı farklı oluşu da buna delildir. Ayetteki ifadesindeki zamirin müzekker getirilişi, sanın bunlar cümlesinden olarak zikredilmesinden ve zamiri müzekker getirmenin daha evla ve üstün oluşundan dolayıdır.

Cenâb-ı Hak sonra "Allah'tan ancak âlim kullan korkar. Şüphesiz Allah, aziz ve gafurdur" buyurmuştur.
Çekinme ve saygı, saygı duyulan varlığın tanınmasına - bilinmesine göredir. Âlim olan, Allah'ı bilir ve O'ndan hem korkar, hem de O'na ümid bağlar. Bu, âlimin derece bakımından, âbid'den daha üstün oluşunun delilidir.

Çünkü Hak Teâlâ, "Sizin Allah katında en şerefliniz, en müttakî olanınız, (Allah'dan en çok korkanınızdır)"'(Hucurat, 13) buyurarak, şerefin ve kıymetin, takvaya göre; takvanın da İlme göre olacağını beyan etmiştir.

O halde, Allah katında şeref ve kıymet, amele göre değil, ilme göredir, Evet, âlim, ameli bıraktığında (ilmiyle amel etmediğinde), bu onun ilmini zedeler. Çünkü onu gören kimse, "Eğer bilseydi, gereğini yapardı" der.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Şüphesiz Allah azız ve gafurdur" buyurmuş, böylece korku ve ümidi gerektiren sıfatlarından bahsetmiştir. Çünkü Allah'ın intikam alan, cezalandıran bir aziz olması, tam bir korkuyu; şirkin dışındaki günahlar için bağışlayıcı (gafur) olması da, ileri derecede bir ümidi gerektirir. Buradaki "ulemâ" kelimesini mansub, "Allah" kelimesini merfû okuyanlara göre, ayetin manası, "Allah, âlim kullarını tebcîl eder ve yüceltir" şeklinde olur

Elmalılı Tefsir'in Hamdi Yazır'a göre

İnsanlardan, hayvanlardan, davarlardan da böyle değişik değişik renklileri vardır. Bunlar da öyle şeklî ve manevî görüntülere ayrılarak seçilmişlerdir. Öyle ki insanlar içinde ilmi olanlar, olmayanlar vardır. Fakat Allah haşyetini, Allah korkusunu, Allah saygısını kulları içinden ancak bilginler duyar, ancak Allah'ı bilenler o saygıyı hissederler. Yani "Sen ancak görmeden Rabbinden korkmakta olanları sakındıracaksın." (Fâtır, 35/18) buyurulduğu üzere, Allah saygısını sürekli duyup da Peygamberin uyarmasından yararlanacak ve dolayısıyla temizlenip korunacak olanlar, Allah'ı celal ve cemaliyle, kemal sıfatıyla bilen ilim sahibleridir.

Çünkü bir şey hakkında saygı, onun şanına olan bilgi ve bilginin dercesiyle uyumlu olur. Bir kulun da Allah'a dair ilmi ne kadar mükemmel ise, korkusu da o oranda mükemmel olur. Onun için Resulullah (s.a.v.) "Ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve en çok müttaki olanınızım" demiştir. Niçin Allah'ı bilmek korkmaya sebeb oluyor? Çünkü Allah çok güçlüdür, bağışlayıcıdır. Yalnız bağışlayıcı değil güçlü bağışlayıcıdır. Sadece bir bağışlayıcı olsaydı, O'nu bilmek belki nazlanmaya, mağrur olmaya, hiç korkusuz ümit bağlamaya sebeb olabilirdi.

Fakat Allah yalnız bağışlayan, merhamet eden değil, aziz, hiç bir sebebe boyun eğmeyen, yenilmeyen, hiçbir kanun altına alınma ihtimali bulunmayan, dilediği anda kahredip yerle bir eden, çok kuvvetli, çok azametli, galib ve kahredici bir bağışlayıcıdır. Mağfireti çok olduğu gibi cezası, intikamı da çok şiddetlidir. Onun için Allah'ı bilmeyenler her haltı ederler. O'nu bir kul ne kadar iyi bilirse, o kadar çok saygılı, o kadar çok hürmetli olur. Bununla birlikte bilginlerin saygısı, korkusu, haşyeti ne kadar yüksek olursa, ümidi de o oranda çok olacağı unutulmamalıdır.

Muhammed gazali Tefsir'ine göre

Adeta dinler tarihini bilenler arasında, İslâm'ın evreni düşünme, hayatı görme, hararetle dünyayı, dünyadaki âyetleri, güçlen, sırlan ve kanunları kafa yorup düşün­meye davet etme üzerine kurulduğu noktasında görüş birliği sağlanmıştır.

Allah'ın zâtını düşünme mümkün değildir. O'nun büyüklüğünü tanıma yolu, an­cak yaratı ki arı ndakî âyetleri araştırma ile mümkündür. Bu, Allah'ın ilminin, kudreti­nin, celâlinin ve cemâlinin yalanlanamayacağına bir delildir. Yeryüzünün belli alan­larında, hepsi aynı yerden çıkan tatları, renkleri ve kokulan farklı olan meyveler gör­mektesiniz. Başınızı göğe kaldırıp baktığınızda büyük ve geniş bir âleme işaret eden parlayan bir güneş, aydınlatan bir ay ve ufuklara saçılmış yıldızlar görürsünüz.
Bütün bunlar büyük yaratıcının eseridir. Bu bağlamda Yüce Allah'ın şu buyruğu­nu bir okuyunuz:

"Görmedin mi Allah gökten su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çı­kardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar (yaptık). İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kullan içinde ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphe­siz Allah, dâima üstündür, çok bağışlayandır." (Fâtır: 27-28)

Âyetin siyakından, âyette geçen âlimlerden kast edilenler içinde , tıp, mühendislik, astronomi bilimadamlarına ilâveten botanik, zooloji, jeoloji, fizik, kimya bilginleri olduğuda anla­şılmaktadır. Bu bilim adamlarının, Yüce Allah hakkında yaptıkları açıklamaları dinle­diğimizde ve sözlerini araştırdığımızda, Allah'ı, övülen ve saygı duyulan büyük ve kulluğa layık olarak zikrettiklerini görmekteyiz.

Her şeyde O'nun İçin âyet vardır, O'nun tek olduğuna işaret eden...
Kur'ân kavramları, bu eksen üzerinde dönüp dolaşmaktadır. îman, zekî ve araş­tırmacı aklın bir sonucudur. Din, ancak inanmış bir akıl ve Allah'a yönelerek yaşayan bir kalbin sonucudur. İslâm ümmeti, din gerçeklerini bu kavram çerçevesinde yüklen­miş ve insanlar arasında böyle temsil etmeyi istemiştir.

Et-Tefsir'ül Hadis'e göre

insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var, kulları içinden ancak âlim­ler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah daima üs­tündür, çok bağışlayandır..Fatır 27/28
Ayette, Allah'ın yarattıklarından bazı görünümlere ve evrenin kanunlarına dikkat çekilmektedir. Gökten suyu indirip, onunla binbir renk, tür ve şekildeki bitkileri çıka­ran Allah'tır. Dağlardaki kırmızı, beyaz ve siyahıyla yollan o yaratmıştır. Yaratılanlar-daki bu çeşitlilik insanlarda, ehil ve yaban hayvanlarda da gözlemlenir.

Tüm bunlarda O'nun kudretine, yüceliğine ve yaratılışındaki eşsizliğine, kalplerde özellikle de başka­larına nisbetle bunları daha derinden idrak edebilecek olan alimlerin kalplerinde, huşu doğuracak nitelikte deliller vardır. Daha sonra da Allah'ın izzet ve bağışlayıcılığma işaret eden iki sıfat gelmiştir. O hiçbir şeyin kendisini aciz duruma düşüremeyeceği ve hiçbir kötülüğün kendisine ulaşamayacağı, güçlü ve aziz olandır ve o pişman olup tevbe etmeleri durumunda insanları da çok bağışlayıcıdır.

Bu iki ayet ait oldukları bağlamdan bir kopukluk arzetmemektedir. Önceki, Allah'ın kudreti, evrenin büyüklüğüne gözlemi ile ilgili belirlemeler içeren, davet, nasihat ve desteğin ifade edildiği önceki bölümlere benzeyen bir bölümü teşkil etmektedirler.
Söylediklerimize ilaveten ayetler, Hz. Peygamberi teselli ediyor. Allah'ın yarattığı herşey farklılık arzetmektedir. İnsanlarda bunlara dahildir. İnsanlar arasında bilgisiz, ah­mak, inatçı, kibirli, bilinçli, hakka boyun eğen, hidayete kulak veren kişilerin bulunması garipsenecek birşey değildir.

"Allah'tan sadece kullarından alimler korkar" ifadesi, âlimlerin üstünlüğünü, onların örnek ve seçkinliğini vurguluyor. Buna ek olarak onlara başka sınıfların üstlenmediği sorumluluklar yükleyerek onların özel görevlerinin bulunduğuna dikkat çekiyor. Alim­ler kelimesi ayette genel olarak geçmektedir. Buna Al­lah'ın kâinattaki ve yarattığı bütün varlıklardaki gerçekleri kavratan bilimleri bilen alim­ler dahildir. Alimlere seçkinler, akıllılar, bilinçliler tabakası da girebilir.

Her ne kadar bunlar ilimde derinleşmemiş olsalar da böyledir. Bütün bu bilginler ister akılları ve yetenekleri sebebiyle, ister araştırma ve inceleme sebebiyle, ister gerçeklere ve nefsi haki­katlere mukayese yoluyla ulaşsınlar fark etmez. İşte burada üzerine dikkat çektiğimiz sorumluluk ve üstünlüğün anlamı bulunmaktadır. Bu kelimeyi yalnızca din alimlerine indirgemek keyfilik olur.
Bütün bunlar, ayetlerde ve özellikle de üstün anlamlar içeren cümlede alimlere, seç­kinlere ve bilinçlilere hüccet teşkil etmektedir. Her koşul ve oranda onların ilimleri fark­lılık arzetmektedir

TEFHİMU'L KUR'AN Mevdudi'ye göre

Burada, Allah'ın kâinat içerisinde ne kadar muhtelif ve çeşitli varlıklar yarattığına işaret olunmaktadır. Aynı toprak ve sudan, farklı vasıflarda bitkiler yaratılırken, aynı tip ağaçlardan farklı tad ve büyüklükte meyveler meydana getirilmiştir. Şayet bir dağa bakarsanız, onun değişik renklerde bezenmiş olduğunu ve değişik kısımlarında birbirinden çok farklı özelliklere sahip madenler bulunduğunu görürsünüz.

Mizaç, tabiat ve zihniyetlerin bu kadar farklı olmasını (bu konuya 19. ayetten 22. ayete kadar olan bölümlerde işaret edilmiştir) insanın havsalasının alması mümkün değildir. Çünkü tüm insanların huyları, istekleri, duyguları, zihniyetleri, düşünce biçimleri aynı olsaydı eğer, yeni bir mahluk yaratmak gerekmezdi. Hâlik olan Allah, yeryüzünde sorumluluk taşıyacak olan varlığın irade sahibi olması gerektiğinden, onu farklı özelliklerde ve zihniyetlerde yaratmıştır. Tüm bunlar, bu hikmetin arkasında Hakîm ve Azim bir planlayıcının olduğunu göstermektedir. Bu muazzam nizamın ardında, bir planlayıcının olduğunu ancak bir akılsız düşünemez.

Yani, insan Allah'ın sıfatlarını yeterince kavrayamadığı zaman Allah'dan korkmaz, fakat Allah'ın gücüne, O'nun İlim, Hikmet, Kahhar, Cabbar gibi sıfatlarına ne kadar vakıfsa Allah'dan o derece korkar. Dolayısıyla burada ilimden, matematik, felsefe, tarih ve diğer pozitif bilimler kastolunmuyor, buradaki söz konusu ilim, Allah'ın sıfatlarını bilmektir. Bir kimse tahsil görmüş olsa da, olmasa da Allah'ın sıfatlarından habersizse eğer, o kimse cahildir. Öyleki pozitif bilimlerde "allame-i cihan" olsa bile bu böyledir.

Fakat bir kimse hiçbir tahsil görmemiş olduğu halde Allah'ın sıfatlarını biliyor ve O'nun içinde Allah korkusu bulunuyor ise, o kimse ilim ehlidir. Bu ayetteki "alim" ifadesi ile, Kur'an, Hadis, Kelam ilimlerini bilenler kastedilmektedir. Ancak bir şahıs dini bilgiye sahip olduğu ölçüde, içinde Allah korkusu taşıyorsa, o zaman ayetin bahsettiği "alim" sınıfına girer. Nitekim Abdullah bin Mes'ud'dan (r.a) nakledilen bir söz bu hususu doğrulamaktadır.

"İlim sadece çok sayıda hadis bilmek değildir. İlim Allah'dan çok korkmaktır." Hasan Basri (r.a) , "alim, Allah'ı görmediği halde korkan, Allah'ın sevdiğini seven ve Allah'ın sevmediğinden uzak kalan kimsedir" diye buyurmuştur. Bu ayet böyle kimselere işaret etmektedir.
Yani, O kuvvet sahibidir, dilediği zaman mücrimleri yakalar ve hiçkimse O'ndan kaçamaz. Fakat O, aynı zamanda affedicidir. Bu yüzden, zalimlere fırsat tanıyarak onları hemen yakalamaz.
.

Şifa Tefsir'i Mahmut Toptaş'a göre

İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da böyle çeşitli renklerden olanlar vardır. Kullarından ancak alim olanlar, Altah'dan korkar. Şüphesiz Allah herşeye gücü yetendir,bağışlayandır.

Allah (c.c.) şimdi bu ayetlerde gökten su indirdiğini ve yeryüzünde rengarenk çiçekler ve meyvalar yarattığını bildiriyor. Dağlarda yollar verdiğini hayvanlardan yiyecek içecek temin ettiğimizi ve o hayvanla­rında rengarenk olduğu konusunda bilgi verdikten sonra bize "Allah'tan ancak alimler korkar" . İmansızlar zannedersinizki korkmazlar. Hatta derlerki; "Allah varsa beni dövsün, bana vursun." diyor
Şunu unutmamak gerekirki aslandan ceylanlar korkar, sinekler hiç korkmazlar, hatta sinek, aslanın sırtına gözüne v.s. konar. Ceylan kor­kar, çünkü ceylanlar aslanın ne olduğunu, nasıl güçlü olduğunu bilmek­tedir.Kafirlerin korkmaması ise, sinek tabiatlı oluşlarındandır

Alim der­ken burada sadece hoca dediğimiz insanlar kastedilmiyor. Tüm mü'minler kastediliyor, çünkü herkes bildiğinin alimidir, hocasıdır. Allah (c.c.) "Rahman" ve "Kahhar'dır.".....Allah'tan korkuyoruz derken; hani çocuk annenin tokadından korkar da yinede Annenin kucağına gelir ya, işte o korkmayı kastediyoruz. Sevdiğimizin sevgisini yitirme korkusu gibi bir korku

Kur'an Yolu Tefsir'ine göre

âyette "haşyet" kökünden gelen ve "büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar" diye çevirdiğimiz kelime burada, "büyüklük karşısında duyulan heyecan ve korku, zarar görmekten değil, hakkını verememekten kaynaklanan endişe" mânasına gelmektedir. Muhataplarını doğadaki muhteşem görünümlerden hareketle akıllara durgunluk verecek incelikleri keşfetmeye yönlendiren Kur'an'ın, bu bağlamda bilmenin değerine vurgu yapması oldukça ilginçtir.

Fakat burada kullanılan ve "bilenler" şeklinde çevrilen ulemâ kelimesinin kök anlamları arasında, bir şeyi derinlemesine tanıyıp mahiyetini idrak etme, bir konuda kesin bilgiye ulaşma, bir işin hakikatine nüfuz etme mânalarının bulunduğu göz önüne alınırsa, kendilerine gönderme yapılan ve Allah saygısı duyma hususunda ön plana çıkarılan kişilerin, meslek olarak bilimsel faaliyet icra edenler veya bir takım bilgileri öğrenip belleklerine yerleştirmiş olanlar değil, zihnî çabalarını Allah'ın evrendeki kudret delillerinden sonuçlar çıkarabilme düzeyine yükseltebilmiş kişiler olduğu anlaşılır.
Zaten sahabe ve tabiîn büyüklerinden bir çoğundan yapılan rivayetlerde ne kadar bilgili olurlarsa olsunlar Allah'a saygı yolunda mesafe alamamış kimselerin âlim olarak nitelenemeyecekleri belirtilmiştir. (meselâ bk. Zemahşerî, III, 274; Şevkânî, IV, 398)

Gerek insanı ve toplumları gerekse evrendeki diğer varlıkları inceleyen değişik bilim dallarına mensup bilim adamlarından pek çoğunun -başlangıçta ateist veya Allah inancı konusunda mütereddit olsalar bile- bu araştırmalar sonucunda kâinattaki şaşmaz dengeyi, akıllan zorlayan ince hesaplan ve hayranlık uyandıran ahengi müşahede ederek ya doğrudan ilâhî kudret ve azamete atıf yapan veya bu güç karşısındaki aczin itirafı anlamına gelen ifadeler kullanmaları bu âyetlerde ilime yapılan göndermenin anlaşılmasını daha bir kolaylaştırmaktadır.

Yine, sosyal çevrenin etkisiyle dine karşı kayıtsız kalmış ve metafizik konularıyla ilgilenme fırsatı bulamamış birçok insanın az önce sözü edilen araştırmaların sonuçlarını izleyince düşünce dünyalarında önemli değişikliklerin hatta sarsılmaların meydana gelmesi, varlıklar alemindeki bu düzenin kör bir tesadüfün eseri olamayacağı üzerinde düşünmeye başlamaları, bu sayede kendilerini sorgulama ve hayatı anlamlandırma çabası içine girmeleri de, Kur'an'a gönül vermiş kişilere önemli bir görevi yani İlim yolunda öncülük etmenin de müslümanlığm gereklerinden olduğunu hatırlatmış olmaktadır

Risale-i Nur'dan

Bir şeyi bilmemek, cehildir(cahilliktir). Bilmediğini bilmemek yani bilmediğinin farkına varmamak ise, cehl-i mürekkeb(Bilmemekle beraber, bilmediğini de bilmemek) İçinde yaşadığımız şu harika âlemde, güneşin her gün doğup batması, her sene bahar olması, kış olması gibi olaylar,devamlılık arzettiğinden, pek çok insanda harikalığı örten bir perde olmuştur.
Ülfet perdesini yırtabilenler, kainata adeta başka boyuttan bakarlar. Başkalarının görmediğini görürler. İlmî keşiflerde bulunan kişilerin en seçkin bir meziyetleri, bu boyutu yakalamış olmalarıdır.

Bütün bu nefsin engellerine rağmen, bir hakikat aşığı ve bir gerçek arayıcısı olarak insan, hakikata ulaşmaya, gerçeği bulmaya gayret eder ve etmelidir. Zaman zaman ayağı engellere takılsa da, hemen doğrulup yolunda yürümelidir. Zira, engeler takılmak için değil, aşılmak için vardır.

Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmet el-Vahidi....El-Veciz Fi Tefsir’il Kitab’il Aziz e göre

Dağlardan beyaz, kırmızı ve değişik renklerde simsiyah yollar yarattı”
Yani dağlarda olan ve damarlar gibi beyaz ve kırmızı yollar yarattı. Yine siyah kayalarla dolu dağlar yarattı.
28- “İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan muhtelif renkte olanlar vardır”
Dağların ve meyvelerin renkleri gibi onların da renkleri farklı farklıdır.
Kullar içinden ancak alimler Allah'tan korkarlar”
Yani kim alim olursa onun Allah korkusu daha fazladır

Google
 

Anket

Adem Sen - Aski Nebi

Kullanıcı girişi

Konu Takvimi

« Mayıs 2008  
Paz Pzt Salı Çar Per Cum Cts
        1
5 6 7 8 10
12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

Kimler çevrimiçi

Son 45 dakikada 0 üye ve 4 ziyaretçi çevrimiçi oldu.

türkce, almanca, ingilizce, hollandaca sözlükler