Cikan google reklamlarinda istenmeyen reklamlari haber verirseniz engelleyebiliriz.
Türban neleri örtmüyor ki... -2-
Bir şeyi açıklayabilmek...
Tanımlayabilmek...
O şey hakkında bir şeyler söylemek kolay... Daldan dala uçarak karşınızdakini abondone bile edebilirsiniz belki ama o şeyi ne kadar anlatmış olursunuz?
Yazmaya geldiği zaman bir o kadar zorlaşır o şeyi tanımlamak.
Tanımlamaya çalışmak o şeyin sınırlarını çizmektir aslında...
Sözler havada uçar gider, muhatabınızın algılayabildiği kadardır etkiniz. Ancak satırlara dökülenleri tekrar tekrar okur muhatabınız, ne dediğinizi daha iyi anlama şansı bulabilir...
Tanımladığınız şeyin sınırlarını da sorgulamaya başlar o zaman...
Hele bu tanımlama olayı yasalarda geçiyorsa, tanımlanan şeyin dışına çıkmak yasak demektir...
Ankara’dan ferman buyuruldu ya, gündemimiz türban... Tartışacağız bol bol... Öyle istiyor hazretler...
Pekiyi... Ben serbest olup olmaması gerektiğini ele almayacağım. Bunun hakkında o kadar çok yazı okumuşsunuzdur ki, kendi penceremden bir noktaya dikkat çekeceğim...
Türban denilen şeyin direkt islamın emri olmadığını takanlar da biliyor. Böyle bir kapanma şekli direkt islamın emri olsaydı 70’li yıllara kadar islamı hiç kimse bilmiyor muydu diye sorarlar adama...
Lübnan’da yapılan sokak tacizleri sırasında şiilerin en azından kendi inançları doğrultusundaki hanımları sahiplenmek, korumak amacıyla geliştirdikleri bir örtünme modeli...
Doğru/yanlış demiyorum... Bu şekilde kapananları, şiilerin “Bu hanım kardeşimiz bizden” düşüncesiyle baktıkları model. Bir anlamda, Lübnan’daki siyasal ortamın getirdiği bir sonuç...
Sonra bu tür beğenilmiş/benimsenmiş başkaları da kullanmış orası ayrı konu...
Aynı hassasiyetin “Hubbul vatan minel iman” (vatan sevgisi imandandır) hadisi şerifi doğrultusunda da gösterilmesini isterdim. Yüz yıllardır bu topraklarda yaşayan milyonlarca inançlı bacımızın geliştirdiği birbirinden güzel o kadar örtünme modeli var ki, şii inancından değil de ehli sünnet inancından gelen kültürün devam etmesini isterdim. Bu en azından inancımızı yaşarken anamıza bacımıza, ninemize saygı olurdu bir anlamda...
Bir şeyi yazmak dedik... Mevcut hükümet olaya tesettür mantığıyla değil de, inatlaşıyormuşçasına türban mantığıyla yaklaşınca... Dahası hükümetin zirvesindeki kişiler “Siyasal simge olsa ne olur”gibi sözlerle siyasallığını ön plana çıkarır tavıra bürününce...
Doğal olarak olay farklı boyutlara kaydı. Masum bir örtünme istemi, kavga nedeni oldu adeta... Söylemek kolaydı. İş yazmaya gelince evlere şenlik gelişmeleri hep birlikte yaşadık...
Yazmanın zorluğu kendini gösterdi bir anlamda.
Bir şeyi tarif etmeliydiler... Kahretsin... Yasalarda böyle bir şey yoktu. Yasaların böyle bir tanımlaması da yoktu.
Tanımlamalıydılar...
Başladılar yazmaya... Öyle yazılsa oraya tosluyor, böyle yazılsa buraya tosluyor...
Nihayetinde girilen mekan, inancın yaşandığı yer değil, bilginin arandığı yer... Sıradan bir mahalle futbol takımının bile kendine göre forması var. Niye? Futbol denen şeyin bir kuralı var çünkü...
Okulun da kuralı olacaktı elbet... Tıpkı mezun olduktan sonra gireceği her işin statüsüne göre giyim kuralları olduğu gibi... Tıpkı TBMM’de bile giyimin bir adabı olduğu gibi...
İş yazmaya gelince, kapanmayı tanımlamak zorunda olduklarını farkettiler. Ama adım atılmıştı bir kere...
Pekiyi neye göre tanımlayacaklardı?
Türkiye’nin gerçeğini görerek yaşıyoruz. Adım başı bir tarikat... Her tarikatın bir örtünme modeli... Her biri kendisinin kapanma tarzının islama en uygun model olduğunu iddia ediyor...
Hangisini model alacaklardı pekiyi?
Sadece başörtüsünde bile elli çeşit çıktı karşılarına... Çene altından bağlama dediler. O bile olmadı. Onun bile çeşit çeşit modelleri çıktı.
Tanımlamaya çalıştıkça alan daraldı. Alan daraldıkça tanımlamaya çalışıldı.
Sonuç?
Yasalarda var olmayan örtünme yasağı, yasalarla getirilmiş oldu AKP ve MHP’nin üstün gayretleriyle(!)
Şimdi külahınızı önünüze koyun, başınızı avucunuzun arasına alın ve vicdanınıza cevap verin: Örtünmeye yasak mı getirildi, serbest mi bırakıldı?
Örtünmek Allah’ın emri, kabul.
Örtünmenin şekli şemali kesin bir emir olsaydı, bu kadar farklı kapanma şekli söz konusu olur muydu?
Allah’ın bile tarzında serbest bıraktığı örtünmeyi bunlar şekillere hapsettiler yahu, uyanın artık...
Pekiyi...
Örtünmenin şekli bu kadar kesin olmamasına rağmen böylesine bu konuda hassas beyefendiler...
Bir başka şekilde sormak gerek...
Faiz...
Haram oluşu kesin bir gerçek...
Muğlak kalan hiç bir şey yok. Faiz islama göre haramdır o kadar...
Bu hükümet...
Şu anki ekonomi modeli dahilinde...
Dünyanın en yüksek faizini veriyor...
Evet evet, dünyanın en yüksek faizi...
Tesettür Allah’ın emri de, Faiz Allah’ın emri değil mi?
Nedir tesettür konusunda böylesine gürültü çıkarmanın nedeni?
“Efendim, tesettür halkın istediği bir olay...”
Pekiyi... Yabancı sermayeye bu milletin sırtından onca faizi ödemenizi de mi halk istiyor?
IMF’sinden Dünya Bankası’na, küresel sermayeye kucak kucak aktarılan faiz de mütedeyyin milletimizin istemiyle gerçekleşiyor, öyle mi?
Bakıyorum şöyle bir gazetelere...
Davos zirvesi için İsviçre’ye gitmek üzere Atatürk Hava Limanı’nda gazetecilerin sorularına muhatap oluyor Dışişleri Bakanı Ali Babacan. Ne zaman? Türban tartışmaları yaşanırken... Babacan’a Türkiye'ye gelen Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümeniklik konusundakini söylemini hatırlatıyorlar.
Neler istiyordu Karamanlis?
Bartholomeos’un ekümenikliği Türkiye Devleti tarafından tanınsın...
Rum vakıflarının malları iade edilsin...
Azınlıklara imtiyazlar verilsin...
Ruhban Okulu açılsın...
Babacan’dan itiraf; “Aslında şöyle uzun vadeli baktığımızda Türkiye’nin ve İstanbul’un pozisyonunu dikkate aldığımızda belki bizim de biraz daha farklı bakmamız, biraz daha bu konuları tam olarak düşünmemizi gerektirecek bir konudur”... Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenikliğinin tanınması ile Türkiye'de Vatikan tarzı bir devlet kurulması isteniyor bir anlamda. Babacan kuşkulu, biraz daha düşünmekten söz ediyor...
Bakmaya devam ediyoruz... Türban tartışmasının hengamesinde kaybolan Vakıflar Yasası var...
Bir tek cami vakıfları gelmesin aklınıza... Yabancı vakıflar da var Türkiye’de...
Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki basın toplantısında bir gazetecinin “Cemaat vakıfları misyonerlik faaliyeti yaparsa ne olacak?” şeklindeki sorusuna cevap veriyor; “Vakfın dini amacı varsa bu amacı doğrultusunda elbette çalışacak...”
Pekiyi...
Türban yasası İslam gayreti ile ya... Vakıflar Yasası ne gayreti ile?..
AB’nin lokomotifi olan iki ülke... Fransa/Almanya... Elele vermişler, ağızbirliği ileTürkiye’nin AB’ye tam üye olamayacağını ancak, özel bir statü ile bağlanabileceğini haykırıyorlar... Bu özel statü için bile diyet ödememizi istiyorlar. Her biri aynı ağızdan farklı kelimelerle haykırıyor:
"Patrikhanenin ekümenikliği tanınsın... Ruhban okulu açılsın..."
Girmek için sevdalandığımız AB’nin ikiyüzlülüğünü göre göre, her dayatmalarını kabullenme gayreti ile mi çıkarılıyor Vakıflar Yasası acaba?
Misyonerlerin daha rahat cirit atması da mı mütedeyyin vatandaşımızın istemi?
Türban alabildiğine tartışılırken dikkatler o tarafa çekilsin, kamuoyu odaklansın türbana, gevelensin dursun kapanmayı ve kapanmanın şeklini şemalini insanlarımız...
ABD’nin şımarık ve hovarda yaşamı neticesi bozulan borsasının bedelini bu millet ödesin... Etkilenen borsa nedeniyle bir gecede milyarlarca dolarlık değer heba olsun... Okyanusun ötesindekilerin hovarda yaşamının bedelini biz ödeyelim, üstünü de türbanla örtelim...
Misyonerlerin daha rahat cirit atmasının önünü açacak Vakıflar Yasası’nı “AB öyle istiyor” diye değiştirelim, üstünü de türbanla örtelim...
Bartholomeos’un ekümenikliğini tanımamızı da istiyorlar. Kabul ettik miydi, Ortodoks Hıristiyanlar’ın önderi olacak hazret. Kurumlaşacak... Eh... Katoliklerin Vatikan’ı var. Ortodokslar’ın Vatikan’ı da İstanbul Fener olur...
Ama Fener yetmez ki... Ayasofya’yı da promosyon olarak veririz yanında beylere... Öyle ya... Bir de anlı şanlı mabet lazım onlar için. AB öyle istiyor çünkü.
Bu aşamaya zaman var henüz. Önce ekonomik özgürlüklerini sağlamaları gerek. Yasalarla bu yollar açılmalı bir şekilde...
Haa...
Mütedeyyin vatandaşım ne mi der?
Hiiiç...
O türbanı tartışmaya devam eder...
Türban tartışmaları Vakıflar Yasasını da örter nasıl olsa...
“Bu kadar da karamsar olma” diyeceksiniz belki...
Tamam olmayayım da, Fener Rum Patrikhanesi için Avrupa Birliği her telden baskı yaparken bunu hayra mı yormalıyım?
Beni asıl kahreden, bu kadar mı aptal görünüyor mütedeyyin insanlar? “Size başörtüsü yeter” tavrıyla mütedeyyin insanların aklıyla, zekasıyla gözüne baka baka alay ediliyor...
Bu hengamede bir AB macerası uğruna Türk milletinin genleriyle oynanıyor dostlar...
Genleriyle...
- Yaşar Yılmaz ağ günlüğü
- Yorum göndermek için giriş yapın
- 262 okuma

Son yorumlar
21 saat 54 dakika önce
23 saat 28 dakika önce
21 saat 59 dakika önce
1 gün 23 saat önce
1 gün 23 saat önce
2 gün 28 dakika önce
2 gün 2 saat önce
2 gün 20 dakika önce
2 gün 2 saat önce
2 gün 3 saat önce