Cikan google reklamlarinda istenmeyen reklamlari haber verirseniz engelleyebiliriz.
Bu oyunu iyi izleyin
Kendi kaynağında ele alınmayan konular başka amaçların elinde oyuncak olur. Başka amaçların gerçekleşmesi yolunda basamak olur. Başka amaçlara hizmet eder, dolayısıyla başkalarının değirmenine su taşır.
Haftalardır tartışılan konudur türban. Amacının dışına sapacağı için bu oyuna gelmemek adına mini bir gönderme yaptım dilimin döndüğünce...
Ne var ki, gelinen sonuç ortada. Öylesine toza dumana katıldı ki ortam, örtünme asıl mecrasının dışına çıkarak farklı yönlere çekildi. Kimi masum bir inanç gereği örtünme olarak anlatmaya çalışırken kimi demokrasi dedi, kimi rejim dedi, kimi insan hakları dedi... Akla hayale gelmedik yönlere çekenler de oldu bununla birlikte. Doğal olarak ta türban üzerinden islam ve cumhuriyetin değerleri tartışılır hale geldi.
İnancının refleksiyle başını örtenler adeta potansiyel terörist gibi ele alınırken, cumhuriyetin değerlerinin perspektifinden bakanların tedirginliği adeta ateistlik, dine, demokrasiye, insan haklarına baskı unsuruymuş gibi yargılandı.
Kafasına ya da amacına göre ele alarak tartışmalarda taraf olanları bir kalem geçiyorum. İlk etap olarak amaçlarına ulaştılar maalesef...
İnancının refleksiyle olsun, cumhuriyetin kazanımlarının kaybı refleksiyle olsun fikir beyan etmeye çalışanların bir şeye dikkat etmesi gerek. Bu tartışmadan ülke de zarar görüyor İslam dini de... Kazanan; tartışmaları mecrasının dışına çıkaranlar oluyor...
Cumhuriyet kazanımlarının kaybı refleksiyle tartışmalarda boy gösterenler şunu bilmelidir. İçeride yapılan tartışmalar dışarıya da yansıyor. Zaten ezik bir toplum haline gelmemiz için asırlardır ellerinden geleni ardına koymayan, maalesef içeride kendisine akıl almaz oranda sözcü bulan dost(!)larımız, borozanları vasıtasıyla “Bir konuyu ele almayı bile beceremeyecek kadar basitsiniz.” tezini beyinlere kazımaya devam ediyor. Bu aşamada haklı çıkabilme adına ağızdan çıkacak maksadını aşan sözleriniz bumerang gibi geri dönüyor... Beyler... Üzerinizden bu ülke, bu millet tartışmaya açılıyor dışarıda.
İnancı refleksiyle tartışmalarda boy gösterenler de şunu bilmelidir. Adına ne derseniz deyin. Eşarp, tülbent, yazma, türban... Tartışılan mecra neresi? Ülkenin yasaları mı tartışılıyor, İslam Dini mi tartışılıyor? Konu insan hakları yönünden mi ele alınıyor, İslam dini mi tartışmalarda yer alıyor? Demokrasi mi ele alınıyor, sinsi sinsi İslam dini mi tartışılıyor? Söylemleriniz inancınızı yaşayıp yaşamamanızın ötesinde ele alınırken, aslında din tartışılıyor farkında mısınız?
Taraflar arasında uçurum büyürken “Sağcı-Solcu”, “Türk-Kürt”, “Alevi-Süni” ayrışmalarına bir yenisi ekleniyor “Türbanlı-Türbansız”... Mecrasının dışında tartışmalardan sakınmak gerek. Elin oğlu, ülke üzerinde bir gedik daha açmanın zevkiyle göbek atıyor. Bir bölünme noktası daha bulmuş olmanın keyfini çıkarırken kadehler havalarda uçuşuyor farkında mısınız?
Dahası... Cumhuriyetin kazanımları tartışmalara açılırken sizin dile getirmeye çalıştığınız ses tonundan daha yüksek sesle Türkiye’nin bu kafayla adam olamayacağı, tek kurtuluşun egemen güçlerin mandası olmak olduğu kazınıyor beyinlere... Nereye mi bağlanacağız? Hele birisinin mandası olmayı kabullenin, ahırına götürmek isteyen çok olur...
Dahası... Din tartışılıyor... Yere göğe sığdıramadığınız, gönlünüzde en yüksek yerde bir pırlanta misali değer verdiğiniz inancınız tartışılıyor... Farkında mısınız? Bu zamana kadar tartışma konusu bile yapılmayan sıradan meselelerde aykırı fikir yürütenler bile “Çarpılırım” korkusu taşırdı. Ya da birisi sözüne müdahale eder “Dur lan, Allah çarpar” derdi.
Çarpmak çarpılmak ayrı bir konu. Bu mecazi ifadesiyle “Din üzerinde bilgimiz yok, tartışmaya açmayalım” demekti bir anlamda... Ya şimdi?... İnanç basitleşti... Dini bilgisi olan da ele alıyor olmayan da... Önüne gelen tartışıyor...
Akademik tartışmalar bilgisi olmayanın önünde ele alınınca, bilgisi olanların bile uzlaşamadığı alanları kamuoyunun nasıl algılayacağını zannediyorsunuz?
Ülke de, din de yıpranıyor bu hengamede... “Ilımlı İslam” kelimesi size bir şey hatırlatıyor mu? Ilımlı İslam’ın boynuzu yok... İçi boşaltılmış Cumhuriyet değerleri, içi boşaltılmış bir din... Neye inandığını bilmeyen, kimin yönettiğinin farkında olmayan bir toplum...
BOP denilen meretin etaplarından biri olan Ilımlı İslam’a hizmet ediyor bu tartışmalar... Tartışmalarda ele alınan konuların doğru ya da yanlışlığının ötesinde kamuoyundaki etkisini gözlemleyin lütfen. Çevrenize şöyle bir bakın.
Tartışılan Cumhuriyet değerleri bir bir en acımasız tondan eleştirilere tabi olurken aynı ton din için de kullanılıyor. Biri değil ikisi birden çarpıştırılıyor. Yumurta gibi tokuşturuluyor. Amaç, sağlamını bulmak değil, ikisinin de kırılmasını sağlamak... İkisi birden yıpranıyor...
Haklı olsanız ne olur... Siz belki haklı olduğunuzu kanıtlamış olursunuz, ama ikisini birden kaybediyoruz bu hengamede. Pekiyi komşunuz ne anlıyor bu tartışmalardan?
Bir kesim devleti “Din düşmanı” olarak görüyor... Devlete karşı bir refleks... Bu tohumu atanlar bu refleksi kaşıyacağı zamanı da hesaplamıyor mu zannediyorsunuz?...
Pekiyi... “Devlet” dediğiniz şey... İçinde sizin de var olduğunuz bir değerler bütünü değil mi? Kendi kendinizi baltalıyorsunuz...
Bir başka kesim ise zaten var olmayan kıt kanat din üzerine bilgisi ile söylenenlere akıl erdirmeye çalışırken alakası olmayan bir din anlayışının kurbanı oluyor... Hurafelerle dolu, yalan yanlış bilgilerle amacından sapmış bir din anlayışı... Ve... Merhaba Ilımlı İslam...
Okyanusun ötesinde hazırlanan “The True Furqan/Gerçek Furkan” ismi altında hıristiyanlık, musevilik ve islamdan harmanlanmış bir kitap bedava olarak dağıtılıyor. Alternatif Kur’an dağıtılıyor biliyor musunuz? Türkiye’de bunun için zemin oluşturulması gerek... Ilımlı İslam olayı hikaye değil. Kendi kur’anlarını bile hazırladırlar heyyyy...
Bu tartışmalar ne dine hizmet ediyor ne de devlete... Pekiyi bu toz dumana bürünmüş, birbirinin gırtlağına basan Türkiye’nin bu halinden kazançlı çıkan kim dersiniz?
Sıffeyn savaşını hatırlayın... Hazreti Ali ve Muaviye arasında geçen savaşı...Muaviye’nin ordusunun mızrakları ucuna kuran-ı kerimden yapraklar asarak Hazreti Ali’nin karşısına çıkışını... Kur’an yere düşecek diye tereddüt eden Hazreti Ali’nin ordusunu...
Aynı şekilde vahşi batının şövalyeleri mızrakları ucuna tesettürü asmış kur’andan sayfalar gibi... Bir devlete saldırıyor, bir dine... İki taraf bu toz duman arasında birbirinin gırtlağına basmış durumda. Uyanın artık...
Sevgili Nadim Macit’in “Din diliyle sahnelenen politik oyun” isimli çalışmasını okuyalım hep birlikte;
Savaş esnasında düşmana karşı hile, aldatma tatbik edilmesi hariç tutulursa, Hz. Peygamber’in hiçbir ayrım yapmadan herkes karşısında uyguladığı ilke, adalet ve ahlakiliktir. İma ve zımnen dahi olsa verilen sözün tutulması Hz. Peygamber’in bütün hayatı boyunca tatbik ettiği bir davranış kodudur. Oysa daha sonraki dönemde politik oyun, hayatın bir parçası olur ve bu oyunun dilinde din; iş bitirme ve çıkar elde etme mantığına uyarlanır. Ayrışmanın ve çatışmanın aracı yapılır... Yaşanan olaylar hepimizce malum.
Daha dün başörtüsü İslam açısından teferruattır diyen birisi, şimdi kalkıp şöyle demektedir: “Tesettür, İslam’ın beş şartı arasında yer almaz. Fakat Kur’ân’ın açık emridir. Tesettür meselesinin bazıları tarafından politize edilerek ayağa düşürülmek istendiğine esefle şahit oluyoruz. Ne yazık ki bazı kesimlerde çok ciddi bir din düşmanlığı var. Bunlar, her fırsattan istifade ediyorlar.” Bu iki ifade, ülkemizde dini düşüncenin düştüğü düzeyin ve din diliyle “devleti ele geçirme amacında olan dış mahreçli dini grupların” izledikleri politikanın ne kadar kıvrak olduğunu gösterir.
Dün tefurruat olan-aslî olamayan bugün emir oluyor. Böyle bir yaklaşım, İslam’ı ve onun temel kaynağı Kur’ân’ı eğlenceye almaktır. Aynı kişi bununla yetinmiyor, ikinci oyunun zeminini oluşturmak için şöyle diyor: “Bu karar, laikliği yıkmaz, cumhuriyete ve demokrasiye de hiçbir zarar vermez. Tam tersine, bunları güçlendirir.” Bu ifade “cumhuriyetten ve demokrasiden yana bir duruşa” gönderme yapıyor, değil mi? Peki, soruyorum: Yukarıdaki tablo esas alınırsa, birkaç yıl sonra “İslam; cumhuriyeti ve demokrasiyi reddeder, bu halk bunun kaldırılmasını istiyor, bunlara karşı cihat edelim” demeyeceğini nereden bilelim?
Aslında din üzerinden politik oyun sahnelemek yeni bir şey değildir. Böyle bir anlayışı bize hatırlatan birçok olay var. Hz. Ali halife olunca, Muğire b. Şube ona gelir ve şöyle bir teklifte bulunur: “Muaviye ve arkadaşları dünya ehlidirler. Eğer onları yerlerinde bırakırsan onlar, hilafete kim gelirse gelsin buna aldırmayarak görevlerini sürdürmeye çalışırlar. Onları görevlerinden azledecek olursan bu kez, hilafet işi şuraya başvurulmadan gerçekleştirilmiştir ve o bizim akrabamızı öldürdü, deyip insanları senin aleyhine kışkırtmaya çalışırlar. Bu aşamadan sonra Şam ve Irak senin aleyhine geçer...” Hz. Ali “Ben dünya işlerim yürüsün diye dinime zarar verecek şekilde dalkavukluk yapamam” , diyerek teklifi reddeder. Daha sonra aynı şahıs gelip bu kez; “Ben sana geçen gün bazı tavsiyelerde bulunmuştum ve sen bana muhalefet etmiştin. Sonra düşündüm ve kanaate vardım ki senin onlardan istediklerini azletmen ve yerlerine güvendiğin adamları tayin etmen daha iyi olacaktır. Onların yerine tayin edeceğin kişiler onlardan daha hayırlı olacaktır.” Birbirinden farklı iki öneride bulunan bu kişi olaylar ateşlenince şöyle der: Ben, Ali’ye nasihat ettim, nasihatimi kabul etmedi. Arkasından onu aldattım. (İbn Esir: 3/ 87-88) İşte sözün ve eylemin düştüğü politika budur. İş yürütme sanatı olarak tarif edilen bu politikanın içinde yer alan kişilerin iktidar uğruna dil değiştirmeleri, dikkatimizi başörtüsüne değil, bunun arkasındaki amaca yoğunlaştırmamızı tembihlemektedir.
Bu oyunu iyi izleyin!
- Yaşar Yılmaz ağ günlüğü
- Yorum göndermek için giriş yapın
- 246 okuma

Son yorumlar
18 saat 59 dakika önce
19 saat 6 dakika önce
1 gün 9 saat önce
1 gün 15 saat önce
1 gün 16 saat önce
1 gün 17 saat önce
2 gün 8 saat önce
2 gün 20 saat önce
3 gün 8 saat önce
4 gün 20 saat önce