Cikan google reklamlarinda istenmeyen reklamlari haber verirseniz engelleyebiliriz.
Hayat 3.5 ile 4 arasındadır...
Gazeteden çıktım. Eve gidiyorum. Yağan karın ardından yazı kıskandıracak güneşli hava doğal olarak karları eritmiş.. Erimeyenler de vıcık vıcık.
Mümkün olduğunca ıslanmama gayreti devam ederken, gözümün önüne doğudaki asker evlatlarımız geliyor.
Eksi bilmem kaç derecede insanın yüzüne adeta kurşun gibi vuran yağışlarda. Sırtında çantası, elinde bilmem kaç kiloluk tüfeği, bölgenin tüm acımasız kış şartlarına rağmen insanüstü bir azimle görevini yerine getirme cabası...
O bölgede o şartlarda yaşayan vatandaşlarımız geliyor gözümün önüne. Hava şartlarının ötesinde bir de terör denilen bela ile yüzleşen, dağdakiler yetmiyormuş gibi bağdaki gravatlıların da tebelleş olduğu sabır taşı vatandaşlarımız.
Bölge yolgeçen hanı olmuş. AB’lisi gelir bıdı bıdı eder, ABD’lisi gelir bıdı bıdı eder. Kaçakçısı gelir, uşakçısı gelir...
Şu bir gerçektir. Güçlü olan kuralı koyar, oynayanlar ya da oyuna katılmak zorunda kalanlar da bu kurala uyar...
Hani çocukluğunuzu getirin gözünüzün önüne... Maç yapıyorsunuz. Bir bakmışsını maç durmuş... Çocuğun biri salya sümük... Topu almış, gidiyor... Nedenini araştırırsınız. Ona pas verilmiyormuş. O oynayamıyormuş... Haydaaa... Herkes ardından bakar sadece. Bir şey diyemez. Top onundur. Oyunu biliyor, bilmiyor, gücü oyuna yetiyor yetmiyor önemli değil. Topu alacak gücü var. Devam edecekseniz, ona pas vereceksiniz...
Allah rahmet etsin Semih (Köprülü) ağabey... Maç yaparlarken ona pas vermeyeceksiniz ha... Yükselirdi sesi; “Hemen muhasebeye...” Hadi pas verme... Şaka yollu bile olsa bu gücünü gösterme/hissettirme refleksiydi elbette.
ABD... Paranın şımarıklığı üzerinde. AB ha keza... Kurallar konuyor. Konan kurallardan senin canın yanıyormuş yanmıyormuş umurlarnda mı? Bölgede savaşçılık oynayacak beyler. Çıkarları bunu gerektiriyor.
Mazeret mi... Demokrasi götürdüklerini söylerler olur biter. Nasıl olsa birileri bunu topluma giydirme görevini üstlenmiş...
Amerika’nın okyanusu aşarak gelip Irak’a saldırmasını normal karşılamak hiç bir mantıkla izah edilemez... Elindeki güçle savaşmadan Irak’ı bitirmesi mümkün iken, buraya tebelleş olmasında farklı nedenler aramak gerek.
Dünyanın diğer güçleri bile sesini çıkaramıyor, karşı koyamıyorsa, ABD’nin tek çaresinin savaş olduğunu düşünmek budalalık olur. 10 milyonluk Irak’a karşı savaş... Gülerler adama... Ama şu anda orada. Bir şey demek mümkün değil. Güçlü olan o, kuralını koyuyor; “Burada savaş oyunu oynanacak”
Savaş basit bir şey değil. Olduğu yerde kalsa bir yere kadar eyvallah. Çevre ülkeleri de etkiliyor doğal olarak. Sınır dediğin ne ki... Tel örgüden ibaret. İnsan denen şey var. Tel örgünün ötesinde birikimler, akrabalar, dostlar, sevgililer... Tüm bu insani gerekçeler savaşçılık oynayanların umurlarında olmasa da, bu oyun doğal olarak etkiliyor çevre ülkeleri...
Nitekim... Savaşın nedeniyle yıkılan Saddam rejiminin ardından boşalan bir otorite söz konusu. Saddam’ın birlikleri “Tamam yenildik” deyip ellerindeki silahları götürüp depolara teslim etmediler ya... Bu otorite boşluğunda kaybolan dünyanın silahı mühimmatı var. Bu silahlar kimin elinde belli değil...
Saldırırken bir taraftan Araplar’ı, bir taraftan Şiiler’i hedef alan vahşi batının kovboyları, kıçlarını sağlama almak için bu dönem boyunca kuzeyin tüm şımarıklığına göz yumdular.
Yandaki ibretlik kupüre bakın. 41 yıl önceki hedeflerinin ilk ağızdan açıklamasıdır bu... Babası Molla Mustafa Barzani dönemindeki harita ile oğlu Mesut Barzani’nin dağıttığı harita arasında fark var mı? Hedef te aynı doğal olarak.
Eh... PKK’ya kucak açması şaşılacak bir durum değil demek ki...
Elinin altındaki bölgede istediği gibi tasarruf etmesine göz yumdu ABD. Çünkü üçüncü bir cephe açmak istemiyordu. Savaş süresi boyunca bu göz yumuş, bölgedeki yerel yöneticileri şımarttı. Şımardıkça da hedeflerini alenen söylemeye, Diyarbakır ismini bile gevelemeye başladılar hatırlarsınız...
ABD’nin kıçını sağlama almak adına Barzani’nin şımarıklığına göz yumması PKK’nın orada şekillenmesiyle sonuçlandı doğal olarak. Haritalarına Türkiye’den yer ekleme sevdası orada terör için gereken bataklığı oluşturdu. Bataklık ta, PKK için yuvalanacağı mekan. Kontrol edeceğini sandığı bu illegal güç kendi varlığını da zor duruma düşürecekti ya, ABD’nin oyununda gerçekten rolünün olduğunu sandı.
Bataklığın ürettiği sivrisinekler çevreyi rahatsız etmeye başladı. Asker, operasyondan söz ederken sivrisineklerin ürediği yeri de, nedenlerini de gördüğünü söylüyordu bir anlamda.
ABD öyle yaptı böyle yaptı, Irak’ta akıl almaz bedel ödeme pahasına olsa da kaldı. Oynadığı oyunun çevreye verdiği zararı gördü. Akıllandı mı? Ne gezer... Saldıracak yeni hedef arayışları çevrenin zarar gördüğünden üzüntüsünü değil, artık iştahının çok farklı noktalarda oluşunu gösteriyor.
Pekiyi nedir mesele? Her şeye rağmen karşısında bir dünya var. İnandırıcı olmak adına bir nebzecik te olsa çevrenin sesine kulak veriyormuşgibigörünmeli. Tabii, kulak vereceği zamanı da kendisi belirler, kuralı koyan o...
Irak’ta çöreklenmiş artık. Yer yer olaylar yaşansa da bir hakimiyet söz konusu... Merkezde bir hükümet kurulmuş öyle ya da böyle... Bunun oyunun bir parçası olduğunu görenler, hükümette yer almışlar... Şii’si ile, Arap’ıyla... Hatta, Talabani bile yer almış Irak’ın kuzeyine rağmen...
Bir Barzani kalmış oyunun devam ettiğini zanneden... Hala ayakta rüya görmeye devam ediyor hazret...
Irak’ın tamamına oturmak varken sanki Barzani’nin kara kaşına kara gözüne bakıp “Canıııımmmm, al sana bu toprakları verelim” denilecekmiş gibi...
Askerimiz oyunun bittiğini görmüş. Sivrisineklerin bu bataklıktan ürediğini belirlemiş. Operasyonun zamanı olduğunu en yüksek tondan haykırırken, Barzani ile oynamaya devam edenlerin sesini yükselttiğini maalesef gördük.
Otorite boşluğunun terör bataklığı haline getirdiği Irak’ın kuzeyinde çöreklenen PKK’ya operasyon yapılmalıydı. Irak’ta oyun bittiğine göre, etrafı toparlamanın zamanıydı. ABD mi? Yok be yaa... O yeni oyun sahası aramayla meşgul. Onun işi toparlamak değil, dağıtmak...
Haa... Silaha mı ihtiyacın var? Gider alırsın beylerden. Bir de para kazandırırsın. Adamlar testere gibi “Bir sana bir bana” diye bakmıyor ki olaya. Mübarekler keser sanki; “Hep bana, hep bana” Bedel ödemek senin benim işim. Kuraldır; Herkese beş, ağaya beleş...
Efendim... Din, iman, islam, kardeşlik... İyi güzel de, PKK oradan nemalanıyor birader... PKK’ya ev sahipliği yaparken bu değerler yok mu?
Efendim, bizde de aynı kökenden vatandaşlar var... Yahu, doğudaki vatandaşlarımızın başına yıllardır bela olan zaten onlar değil mi? Bu terör asıl oradaki vatandaşlarımızı vurmuyor mu?
Eeee savaş... Kötü şey...
Evet, savaş kötü şey...
Ancak unutmayın ki, “Hayat” denilen şey ya 3.5’tur ya da 4...
Ya üçbuçuk atar öyle yaşarsınız...
Ya da dört dörtlük yaşarsınız...
Eeee, Bunun bir bedeli var... Ayakta kalmanın bedeli mi olur yahu? Bizimki bir oyun değil, hayatta kalma savaşı. Birileri böylesine bir zamanda vakıfları, türbanı aradan çıkarma derdinde olsa da asıl sorunla yüzleşmek ordumuza kaldı her zamanki gibi. Dualarımız sizinle. Allah yar ve yardımcınız olsun yiğitler...
- Yaşar Yılmaz ağ günlüğü
- Yorum göndermek için giriş yapın
- 315 okuma
Kim neler yaziyor?
Anket
Son yorumlar
- cevapla link
42 dakika 16 saniye önce - Ben de ilahi dinleyemiyorum
1 saat 33 dakika önce - Re: Recep Kapusuz
2 saat 15 dakika önce - OLMASIN BUNLAR
17 saat 6 dakika önce - cevapla link
1 gün 5 saat önce - cagri
1 gün 17 saat önce - Re: 700 YILLIK ALTIN ÖGÜT
3 gün 5 saat önce - Re: - Yeşil Kubbe
4 gün 21 saat önce - cevapla link
5 gün 10 saat önce - teşekkür
5 gün 23 saat önce

Teşekkürler Halis
Teşekkürler Halis kardeş...
Marifet iltifata tabiidir. Sizlerin ilgisidir insana yürek veren. Ne diyebilirim ki )))
Burada inanç bağlamında ki konuları siz (ler) gerektiği gibi işliyorsunuz zaten. Benimki de sitede ayrı bir zenginlik olsun dedim. Güncel konuları işlemeye çalıştım becerebildiğimce.
Dilerim memnun kalırsınız...
Bilmukabil selamlarımla...
Tebrik
Yaşar Bey, aslında vicahen değilse de sanıyorum gıyaben tanışıyoruz, sevgili kızımız kardelen sayesinde... Güzel ve güncel yazılarınız için tebrik etmek istedim sizi. Biliyorum, hayli gecikmiş bir tebrik. Ama sevgili kardelen haber vermemiş olsaydı, belki daha da gecikecekti. Sağolsun bir vesileyle bahsetti, dolayısiyle dikkatimi çekti ve vaktim elverdiğince yazılarınızı okuma fırsatı buldum.
Üslubunuzun içtenliği-güzelliği, ufkunuzun genişliği, külfetsiz anlatım tarzınız, problemlere yaklaşım biçiminiz gerçekten hoş. Rahat okunur bir tarza sahipsiniz. İnşaallah vaktiniz-fırsatınız nisbetinde yazılarınızı sürdürürsünüz. Herhalde alışan okurlar da bunu bekleyeceklerdir.
Bu vesileyle selamlar, saygılar, başarılar dilerim.
Soruyu öyle sor ki; ne kendine utanç, ne de sorulana azap olsun.