Cikan google reklamlarinda istenmeyen reklamlari haber verirseniz engelleyebiliriz.
Kara harekatı, para harekatı...
Bir haller oldu Ankara’ya... Millet gelişmeleri şaşkınlıkla izliyor...
Önce bir efelenme duyduk Avrupa’nın bir taraflarından “Siyasal simge olsa ne olur?” diye... Meclis ellerindeydi. Üstelik MHP de değişim için destek vermişti. Ortamı germenin ne anlamı vardı anlamaya çalışıyordu millet.
Medya, Avrupa’nın öteki ucundan gösterilen hedefe kilitlenmişti. Konuşanlara baktık. Düne kadar mütedeyyin insanlara ne kadar “Gerici/Yobaz” tanımlaması yapan ya da öyle değerlendiren varsa hepsi birden türbancı kesilmişti. Türban ile ilgili sorunu olanların dışında herkes bir şeyler söyledi bu dönemde.
Türban tartışmaları ortalığı toza dumana buladığında meclisin gündemi farklıydı. Çalışanlarla ilgili yasa düzenleniyordu.
Kıdem tazminatı kaldırılıyordu.
IMF öyle istiyordu çünkü...
Emekçinin yanında olduğunu söyleye söyleye politik kariyer yapanlar, bu konuyu es geçiyor, toza dumana karışan ortamda bir rüzgar da onlar yaparak türbanı yellendiriyorlardı...
Esnaf kan ağlıyor, borsa ciyaklıyordu...
IMF oradan bastırırken AB durur mu?
O toz duman arasında görünmeyen bir de vakıflar yasası geçiyordu meclisten...
Ne olduğunu anlamadan, ordumuz Kuzey Irak’ta alıyordu soluğu...
Daha Irak’ın kuzeyinde henüz ilk adımlarda çatışmaların başlaması ordunun bu zamana kadarki operasyon isteminde ne kadar haklı olduğunu gösteriyordu ya, kimin umurunda...
Sanki yangından mal kaçırılıyordu; garip ki garip...
Cumhurbaşkanı yasayı onaylayıp ne alakası varsa Tanzanya macerasına çıkacaktı. Ordumuz Irak’ta kar yağmur çamur demeden terörle boğuşurken başkumandan Tanzanya’da ... Hale bak...
Şaşkınlığımızı üzerimizden atamadan, milletvekillerinin zam istemi patladı. Millet, kara harekatına yoğunlaşmışken, milletvekilleri para harekatındaydı.
Türban serbestisi ve Anayasa değişikliği derken, askeri kara harekatıyla olağanüstü günler yaşayan milletin vekilleri, gündemin sıcaklığından yararlanıp kendi maaş harekatlarının ilk adımını atıyordu.
Çalışanlar ile emeklilerin mevcut haklarını tırpanlayan Sosyal Güvenlik Tasarısı’na, vekillerin üçte bir oranında maaşlarını artıracak düzenleme getirilmek isteniyor, yetmiyor, gaziler için yapılan düzenlemeden vekillere de hak isteniyordu...
Olay patlayınca da alt komisyona sokuşturulduğu mazereti geldi ki buyurun buradan yakın... Soran olursa AK Parti’nin böyle bir gelişmeden haberi yok. Tabi ya. Onların alakası yok ki... Ben sokmuştum bu maddeyi gizlice (!) “Özürü kabahatinden büyük” diye buna derler...
İnanın vekillere maaş kıyağını da geçtim. Şimdi beni aldı mı bir merak... Acaba alt komisyon denen meret yerde daha neler sokuşturuluyor haberimiz olmadan...
TBMM'de görüşülecek Sosyal Güvenlik Yasası'na, son andaki müdahale ile, milletvekilleri emekli maaşlarına 1500 YTL’lik ‘temsil tazminatı’ eklenmesine Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Kuzu ilginç tepki gösteriyordu. Zaman zaman kendisine de gelen milletvekilleri içinde doğru dürüst bir yerde çalışmayan ve başka hiçbir yerden geliri olmayanlar varmış. Bunların çoğu da, çevrelerinde normal milletvekili gibi seçmenlerine hala yardımda bulunduğu için dışarı belli etmemeye çalıştıkları ciddi zorluklar içindeymiş. Vah ki vah...
Aynı günlerde Türk-İş açıklama yapıyor; “Dört kişilik ailenin açlk snr yaklaşk 715, yoksulluk snr yaklaşk 2 bin 329 YTL oldu.” Açlık sınırı 715 YTL, emekli maaşı 550 YTL, milletvekillerine yapılacak zam üç katı; 1500 YTL... Türkiye’nin gerçeklerine göre emekli maaşının çok olduğunu söyleyenler, demek ki farklı ülkelerin gerçeklerinde yaşıyorlar ki; kendi maaşlarına kıyak derdine düşmüşler...
Efendim, Amerika’nın başındaki Bush bilmem kaç bin YTL yıllık gelire sahipmiş, milletvekilleri bilmem kaç bin dolar alıyormuş... Yok yaa... Asgari ücreti ve emekli maaşını siz de ABD seviyesine çıkarın siz de alın o maaşı...
Türban bu kısa zaman içerisinde neleri kapatmadı ki...
Öyle bir toza dumana katıldı ki ortam, bu değişikliğin ne anlama geldiğine bile bakamadı millet... Neyin değişip neyin değişmediğini anlatmadılar millete... Milleti geçtik, partililerine bile anlatmadılar. Zannediliyor ki, yasa çıktı, türban serbest artık...Yahu... Okuduğunu anlamak diye bir şey de var.
Buyurun... 10. Maddenin son fıkrasına şöyle bir göz atalım;
“Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
Buna eklenen ne var?
“Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
Devlet organları ve idare makamları ne yapar? Hizmet üretir değil mi? Pekiyi bu hizmet karşısında herkes eşit diyor bu madde. Eklenen madde ne diyor? “Kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” Sanki devlet organları ve idare makamları kaşar tost satıyormuş gibi.
Eski madde “Bu hizmeti eşit dağıtacaksın” diyor. Yeni madde de, “Anlamadıysan bir kez daha anlatayım, her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” diyor. Kime? Devlet organları ve makamlara mı? Geç bir kalem. “Hizmet almakta” kavramı perçinleniyor burada...
Gelelim 42. Madde’nin asıl haline...
“Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.”
Bu nasıl değiştirildi; “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir”.
Her ikisini tekrar tekrar okuyun. Türbanın serbest olduğu söylenmiyor bu maddelerde. Eski hali daha geneldi. Daha kapsamlıydı. Soran olursa bu değişiklikle tüm sorunlar çözüldü... Güldürmeyin.
“Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez.” Tamam eyvallah... “Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir”
Pekiyi... Bu kapsama alanını belirleyen yasalar çıkarıldı mı?
Hayır...
O zaman türban takan bacılarımızın gözünün içine baka baka yalan söylemenin alemi ne? Yasa çıkarılmadığına göre değişen ne var ortamı toza dumana katmaktan başka?
YÖK Başkanı, yönetim kurulunu toplamadan üniversite rektörlerine yazı yolluyor “Türbanlıları alın” diye... Bilgi için de valiliklere...
Yahu, alanı belirlenmeyen bir olayı, nasıl dikte edersin? Rektörleri atıyorsun ateş hattına... “Bir suç varsa cezasını sen çek” diyorsun bir anlamda.
Resmen fokur fokur kaynamakta olan yemekten bir kaşık alıp “Tadına bak” diyerek uzatmaktır bu. Ciyak ciyak bağırır “Ağzım yandı” dersin... “Eee, henüz kaynadığını görüyorsun yemeseydin efendim”
AK Parti Genel Başkan Yardmcs Dengir Mir Mehmet Frat, başörtüsü düzenlemesine rağmen öğrencileri üniversiteye almayan rektörler hakknda, ''izin vermeyenler suç işliyor, savclar göreve davet ediyoruz'' diyor. Savcıları da ateşe atıyorlar bir anlamda.
Anlamak mümkün değil...
Anayasayı değiştirmek için üçte iki çoğunluktan söz ediliyor... Yani 367’den.. Yasaları değiştirmek için buna gerek yok ki... Gerekli çoğunluğa sahipsin. Yasaları niye çıkarmıyorsun eğer amacın gerçekten türbanı serbest bırakmaksa...
Milletin gözüne baka baka nasıl söylersin serbest bırakıldığını... Yasal hakkını kullandığını zanneden türbanlıları resmen ateşe atıyorsun “Tamam, anayasa değişikliği onaylandı” diye... Siz kendinizi avukatlar ordusu tutarak da savunma yoluna gidebilirsiniz. İmkanınız var. Ancak çocuğunu okula zar zor gönderen vatandaş nasıl aşacak ara dönemde yaşadığı bu çıkmazı?
Bu şartlarda türban takan bacılarımızı üniversiteye yollamak onları ateşe atmanın bir başka şeklidir... Ya da sorumluluğu üstlenmeden “Onlar yaptı” demenin şark kurnazlığı...
Tam bu toz duman arasında bir konu mankeni daha çıkıverdi. Eksik oydu. O da tamamlandı, elhamdulillah...
Vatandaşın canı burnunda. Bir teneke yağın fiyatı ikiye katlanmış. Esnafın hali perişan. Vatandaşın gündemi ile TBMM’nin gündemi arasında uçurum var. Kış kıyamet, doğunun coğrafi şartları malum. Bele kadar kar içerisinde askerlerimiz doğaüstü mücadele veriyor.
Sanatçımız Bülent Ersoy çıkmış Pop Star Alaturka programında veryansın ediyor; “Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de bu çocuklar bütün analar doğursun, toprağa versinler. Bu mu yani?”
Eh... Sanatçı dediğin tarafsız olur. Bülent Ersoy gibi... Hazret o kadar tarafsız ki, şeyini de aldırdı. Erkek desen erkek değil, hanım desen hanım değil... Arasında... Tarafsız yani...
Konumu gereği erkekten de o anlar, kadından da... Her ikisinin iç dünyasını, neler hissettiğini en iyi o bilir (!)..
Bir tek konu mankenimiz yoktu o da var artık şükürler olsun yüce rabbime...
Konu mankenimiz, çocuk doğuramaz ; ama 301’i doğurdu.
Önümüzdeki günlerin tartışma konusu 301. Madde... Göreceksiniz...
AKP sayesinde toz duman arasında oyunun nasıl oynandığını çok iyi öğrendik Allah’a şükür...
Mehmetçiğin bel boyu karda terör ile yüzleşmesi Ankara’nın umurunda bile değil... Nasıl olsa acı gerçekleri türban kapatıyor... Mehmetçik kara harekatında, milletvekilleri para harekatında...
- Yaşar Yılmaz ağ günlüğü
- Yorum göndermek için giriş yapın
- 152 okuma

Son yorumlar
1 gün 4 saat önce
1 gün 5 saat önce
1 gün 4 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 8 saat önce
2 gün 6 saat önce
2 gün 8 saat önce
2 gün 9 saat önce