Yardım ve Dayanışma Ahlâkımız

Allah için bir başkasına yardım etmek, gücü yettiği kadar iyilik ve ihsanda bulunmak, muhtaçların derdiyle dertlenmek, kalpteki iman ve irfanın sonucudur.

Bu ahlâk aynı zamanda insanın içini yansıtan bir ayna, iman ve ihlâs seviyesini ölçen bir mizandır.

Allah için sevemeyenler, malından veremeyenler, Allah yolunda canını hiç veremezler.

Malından ve canından cimrilik edip Hakk’ın ve halkın hukukunu çiğneyenler, dünya ve ahiret mutluluğuna eremezler.

Nitekim ruhun saadeti, Allah için sevgi ve hizmette gizlenmiştir.

Mümin yani inanan insan, yüce Allah’ın “el-Mümin” ismi şerifini taşımaktadır. Kâmil mümin bu ism-i şeriften payını almış, onunla sıfatlanmış kimsedir.

Mümin; emin, emniyetli, güvenilir; yani aldatmayan, zarar ve zahmet vermeyen kimse demektir. Nitekim hadis-i şerifte de müslüman, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişi olarak tanıtılmıştır.

İşte bu isim ve sıfatlarla aleme tanıtılan son ümmetin temel görevi bütün insanlara rahmet olmaktır. Çünkü bu ümmetin peygamberi Hz. Muhammed s.a.v. Efendimiz, bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Şimdi o rahmet ahlâkını almak ve yaymak, günümüzdeki müslümanların görevidir. Her müslüman önce bu ahlâk ile donanmalı ve gücü ölçüsünde bu görevi yerine getirmelidir.

Cenab-ı Hak bizleri şöyle tanıtıyor:

“Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.” (Âl-i İmrân, 110)

Şu halde ümmet olarak en önemli işimiz hayırlı insan olmaktır. Hayırlı olmanın yolu hayır yapmaktır. Hayır ise Allah için yapılan bütün güzel işlerdir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, en hayırlı insan olma yolunu şöyle tarif etmiştir:

“İnsanların en hayırlısı, Allah için diğer insanlara en faydalı olandır.” (Taberânî, İbn Ebi’d-Dünya, Süyûtî).

Yine buyurmuşlardır:

“Mümin, cennete girene kadar hayra doymaz.” (Tirmizî)

Meşhur hadis alimi Hakîm et-Tirmizî rh.a.’in belirttiği gibi, “Gerçek İslâm, Allah Tealâ’nın haklarını korumak için malını ve canını onun yolunda vermekten ibarettir.”

Allah için bir başkasına yardım etmek, gücü yettiği kadar iyilik ve ihsanda bulunmak, muhtaçların derdiyle dertlenmek, kalpteki iman ve irfanın sonucudur. Bu ahlâk aynı zamanda insanın içini yansıtan bir ayna, iman ve ihlâs seviyesini ölçen bir mizandır. Allah için sevemeyenler, malından veremeyenler, Allah için canını hiç veremezler. Malından ve canından cimrilik edip Hakk’ın ve halkın hukukunu çiğneyenler, dünya ve ahiret mutluluğuna eremezler. Nitekim ruhun saadeti, Allah için sevgi ve hizmette gizlenmiştir. “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızasına ulaşmak için nefsini feda eder.” (Bakara, 207) ayeti, aşıkların Allah için neler yapılabileceğini göstermektedir.

İyilik deyince

İyilik, Allah için yapılan bütün hayır çeşitlerinin ortak adıdır. İyilik iki türlü yapılır; sözle ve fiille... Sözle olan iyilik, güzel söz, güler yüz, hoş muamele ve benzeri amellerdir. Fiil ve davranış ile olan iyilik ise; birinin yardımına koşmak, bizzat işini görmek, ihtiyaç anında yardımcı olmak gibi işlerdir. İnsanı buna ulaştıracak temel şey Allah aşkı, insan sevgisi ve iyilik yapma duygusudur.

İyilik ve infak Cenab-ı Hakk’ın bize emanet olarak verdiği mal, mülk ve imkanları onun gösterdiği şekilde nefsimize, ailemize, akraba çevremize, din kardeşlerimize ve bütün cemiyete harcamamızdır.

Allah Tealâ zengin fakir her insana başkasına ikram edebileceği bir nimet çeşidi vermiştir. Bu nimetler maddi ve manevi olarak iki kısımdır. Günümüzde yardım ve hizmet deyince akla hemen para ve mal gelir. Halbuki hayır ve hizmet alanı bunlarla sınırlı değildir. İnsan bir tebessümüyle bile gönül alabilir, hayır yapabilir. Elinde hiç maddi imkanı olmayan bir kimse gönlünde coşan iyilik niyeti ile de cömert olabilir.

İyilik yapmanın şartları

Bir iyiliğin iyilik olabilmesi ve noksansız yerine getirilmesi için bazı şartlar vardır.

Bunların en önemlisi iyiliği Allah rızası için yapmaktır. Bunun için mümkünse yaptığı iyiliği gizli yapmak, halkın görmesini istememek, onu yaymaktan, açığa vurmaktan sakınmaktır.

Hikmet ehli bir zat şöyle demiştir: “Bir iyilik yaptığında onu gizle, fakat sana iyilik yapıldığında onu yay. Çünkü nefs saklananı ortaya çıkarmayı, gizlenmiş olanı da yaymayı ister.”

Bir diğer şart, yaptığı iyiliği küçük görüp gözünde büyütmemek, az bulup çok görmemektir. Böyle yapmalı ki iyilik şımarıklığa, yaptığı ile övünmeye, kibirlenmeye, başkalarını küçük görmeye sebep olmasın.

Hz. Abbas r.a. demiştir ki: “İyilik ancak üç özellikle tamam olur: İyilik yapmada acele etmek, yaptığını gözünde küçük görmek ve halktan gizlemek.”

Bir diğer şart, iyiliği başa kakmamak ve onu yapmakla övünmemektir. Çünkü bunları yapan kimse nimete şükretmiş olmayacağı gibi sevaptan da mahrum kalır.

Yine bir diğeri de, hiçbir hayırlı işi küçük ve basit görmemektir.

Mal ile yapılan iyiklikte malın helal yoldan kazanılmış olması gerekir. Nitekim hadis-i şerifte buyrulduğu üzere haram ile hayır olmaz.

İyiliği kime yaptığına değil, kim için yaptığına bakmalıdır. Allah için yapılan hiçbir amel, ibadet ve iyilik zayi olmaz. Atalarımız, “Sen bir iyilik yap denize at, balık bilmezse hâlık (yaratıcı) bilir” demişlerdir.

İman, cimriliği reddeder

Rahmet Peygamberi Efendimiz s.a.v. buyurmuştur: “İman ile cimrilik bir kulun kalbinde asla bir arada bulunmaz.” (Ahmed, Nesâî, Hakim).

Demek ki, imanla cimrilik birbirine zıttır. Müminin imanı ve irfanı onu ihsan ve iyiliğe sevk etmelidir. Allah Tealâ’yı seven, onun yarattıklarını da sever. Hele bu kimse Allah’ın kendisine kardeş yaptığı mümin olunca, onu kendisi gibi sever ve korur.

Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz, Yezid b. Esed r.a.’a,

– Cennet’e girmek istiyor musun, diye sordu. Yezid;

– Evet, dedi. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:

– Öyleyse, kendin için sevdiğin ve istediğin hayırları, müslüman kardeşin için de sev ve iste!” (Buhârî, Nesâî)

İnsana verilen maddi ve manevi bütün nimetler şükür ister. Şükrün bir şekli de eldeki nimeti etrafındakilerle paylaşmak ve onları da Allah’ın ihsanı ile buluşturup sevindirmektir. Nitekim cimrilik sadece malda olmaz. İhtiyaç sahibine elindeki maldan vermemek kınandığı gibi, sahip olduğu ilmi öğretmemek, hayrı anlatmamak, feyzi yansıtmamak, edebi yaymamak, sevgiyi paylaşmamak da kınanmıştır. Bu da cimriliktir. Allah da cimrileri sevmez.

Fakirlerin zenginlere yaptığı iyilikler

“Veren el alan elden daha üstündür” hadisindeki verme olayı iki yönlüdür. Zengin fakire maddi olarak bir şey verdiği gibi, fakir de zengine manevi olarak çok şey kazandırmaktadır. Zengin kimse Allah rızası için bir fakire iyilik ve ihsanda bulununca birkaç yönden kazaç elde eder: Önce, cimrilik hastalığından kurtulur. Sonra cömertliğin şerefine ve müjdelerine ulaşır. İyilik yapmanın manevi hazzını tadar. Ayrıca her iyiliğine en az on sevap alır.

Bunların yanında malına şükretmiş ve onu koruma altına almış olur. Fakirlerin sevgisini kazanır ve samimi dualarına ulaşarak bir sürü afetten kurtulur. Allah’ın dostluğunu kazanır, hayırla anılır, ahiret hesabı kolay olur.

Görüldüğü gibi, bir fakire iyilik yapan zengin, kendisi de birçok iyilik bulmaktadır. Bu durumda teşekkürü en fazla fakirler hak etmektedir.

Fakiri görünce gönlü daralan müminin imanı zayıf, kalbi dar, aklı kıttır. İffetli ve edepli fakirler zenginler için en büyük nimettir. Fakir ve yetimler kendilerini hoş tutan kişiler için ilahî rahmeti çeken bir sebep ve Rabbanî azabı engelleyen birer kalkan durumundadırlar. Fakirler cemiyet için bir yük değil, süstür. Onların yeri meclislerin gerisi değil başköşesidir. Onlar kendilerine hizmet edilecek birinci sınıf insanlardır. Fakir müminleri hor görenler ve onlarla alay edip hallerine gülenler, hakir bir şekilde zillet içinde ölürler ve ahirette bunun cezasını çekerler.

İyilik de kötülük de sahibine döner

“Kim ne yaparsa kendisine yapar” denilmiştir. İyilik de kötülük de sonuçta sahibine döner. Kazanan veya kaybeden insan olur.

Hz. Ali r.a. bir defasında yanındakilere,

– Ben hiç kimseye bir iyilik ve kötülük yapmadım, dedi. Oradaki bulunanlar şaşırarak,

– Bu nasıl olur? Kötülük yapmadığınız doğru. Fakat hiç kimseye bir iyilik yapmadınız mı? Bizler sizin çok iyiliğinizi gördük, dediler.

Hz. Ali r.a,

– Ben her ne yaptımsa kendime yaptım, dedi ve şu ayeti okudu:

“Kim bir iyi amel yaparsa bu onun kendi faydasınadır. Kim de bir kötü amel yaparsa bunun zararı kendinedir. Sizler sonuçta Rabbinize döndürülürsünüz (O, size hak ettiğiniz karşılığı verir).” (Câsiye, 15)

Malı korumaya almanın yolu

İnfak etmekle mal elimizden çıkmış olur, ancak gerçekte ahiret hesabımıza sevap ve rahmet olarak kaydedilir. Hem de bir iyiliğe karşılık en az on sevap işlenerek. Bunun bire yüz, bire yedi yüz ve daha fazlasının olması da söz konusudur. O hep derdine düştüğümüz malın ve canın sahibi yüce Rabbimiz buyuruyor ki:

“Ey iman edenler! Size, sizleri elim bir azaptan kurtaracak ticareti göstereyim mi? Allah’a ve Rasulüne iman eder, mallarınız ve canınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Böyle yaparsanız Allah sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn Cenneti’ndeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.” (Saff, 11-12)

Zeyd b. Eslem r.a. anlatıyor:

“Malını güzel bir borç olarak Allah’a verecek kimse yok mu?” ayeti nazil olunca, Ebu’d-Dahdah, Rasulullah s.a.v.’e gelerek,

– Anam babam sana feda ey Allah’ın Rasulü, Allah’ın kimseden ödünç almaya ihtiyacı olmadığı halde bizden ödünç mü istiyor, diye sordu.

Hz. Peygamber s.a.v.,

– Evet, O, vereceğiniz bu ödünç şey ile sizi cennete koymak istiyor, buyurdu. Ebu’d-Dahdah,

– Ben Rabbime bir ödünç verecek olsam, o da bana ve çocuklarıma cenneti garanti ediyor mu, diye sordu.

Rasulullah s.a.v.;

– Evet, buyurdu. Ebu’d-Dahdah;

– Bana elini uzat, dedi. Rasulullah s.a.v. elini uzattı. Ebu’d-Dahdah da Efendimiz’in elini tutarak:

– Benim iki tane hurma bahçem var. Birisi Medine’nin üst bölgesinde, diğeri de alt mevkiinde. Vallahi bunlardan başka bir malım da yok. Bu iki bahçeyi Allah için veriyorum, dedi. Rasulullah s.a.v.:

– Onlardan birisini Allah için sadaka olarak ver, diğerini de kendinin ve çocuklarının geçimi için ayır, buyurdu. Ebu’d-Dahdah:

– Ya Rasulallah! Seni şahit tutuyorum: Ben içinde altı yüz tane hurma ağacı bulunan bahçelerimin en iyisini Allah için ayırdım, dedi. Rasulullah s.a.v.:

– Allah da buna karşılık olarak sana cenneti verecek, buyurdu.

Ebu’d-Dahdah bunun üzerine kalkıp hurma bahçesine gitti. Hanımı ise çocuklarıyla birlikte bahçede dolaşıyordu.

Ebu’d-Dahdah hanımına şu manada bir şiir okudu:

– Rabbim seni hayır ve doğru yola ulaştırsın. O bahçeden sevgiyle ayrıl. Ben onu kıyamet günü karşılığını vermesi için gönül hoşluğu ile Rabbime verdim. Kendin ve çocukların iyiliği için oradan ayrıl. Hiç şüphesiz insanın en hayırlı azığı ahirete gönderdikleridir.

Bu sözler üzerine hanımı:

– Alışverişin hayırlı olsun. Allah satın aldığın şeyi sana mübarek kılsın, dedi.

Sonra o da şiir şeklinde kocasını övücü sözler söyledi. Mallarının Allah Tealâ’ya verilmesine son derece sevindi. Hemen çocuklarını bahçeden çıkardı. Hatta o esnada çocukların aldığı hurmaları da attırdı. Ebu’d-Dahdah’ın bu yaptığına karşılık olarak Rasulullah s.a.v.;

– Ebu’d-Dahdah için cennette nice meyve dolu ağaçlar ve genişçe yerler ayrıldı, buyurdu.” (Kurtubî)

İyilik ve hizmette sıra

Önce kendimizden sorumluyuz. Nefsin, yeme içme gibi maddi ihtiyaçlarını görmek vazifemiz olduğu gibi, onu terbiye edip manevi kirlerden temizlemek de ihmal edilmeyecek bir görevdir. Sonra, sırasıyla ailemiz, çocuklarımız, yakın akraba ve kapı komşularımız gelmektedir.

Ailemizden sonra ilgi, iyilik ve hizmet sırası akrabalık bağımız bulunan fakirlerdedir. Yardım ve iyilik yapılacak fakir akraba olunca iki yönlü sevap vardır: Birisi sadaka sevabı, diğeri de akrabayı gözetme sevabıdır.

Akrabadan sonra kapı komşularımız hak sahibidir. Maalesef günümüzde bu konu çok ihmal edilmektedir. Kendisiyle aynı binada oturduğu fakire ilgisiz kalıp, mahalle veya şehir dışındaki fakirlerin derdine düşen zengin hata etmektedir. Yine elinin altında çalıştırdığı işçileri zekâta muhtaç iken, onların ücretlerini düşük tutup haklarından kesen, bu parayla her sene nafile hacca veya umreye giden, dışarıdaki hayır kurumlarına bağışlarda bulunan, adını duyurmak için bir sürü israf ve masraf yapan işveren de hata içinde olup, sorumludur.

Hz. Aişe validemiz Rasulullah s.a.v. Efedimiz’e iyilik ve ikrama hangi komşudan başlayacağını sorunca, Efendimiz s.a.v. ona şu cevabı verdi:

– Kapısı sana en yakın olan komşudan başla.” (Buharî)

Kapı komşu demek, yüz yüze geldiğin ve sürekli halini gördüğün kimse demektir. Bunun içine her gün beraber olunan iş, yol, ders ve sohbet arkadaşları da girer.

Hz. Rasulullah s.a.v.’in şu uyarıları çok dikkat çekicidir:

“Komşusu aç iken kendisi tok olan kimse, kâmil (olgun) mümin değildir.” (Buharî, Hâkim)

“Cibril bana komşu hakkında o kadar tavsiyelerde bulundu ki, komşuyu komşuya mirasçı yapacağını zannettim.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî,)

Allah’ın özel himayesine girmenin yolu

Bir kimse dünya ve ahirette işlerinin güzel olmasını, kazancının artmasını, dağınık işlerinin toplanmasını, gönlünün rahatlamasını, akıbetinin hayırla sonuçlanmasını istiyorsa, muhtaç bir müminin yardımına koşsun ve onun işlerine yardımcı olsun. Çünkü o mümin kardeşinin işleriyle uğraşırken, Allah Tealâ da onun işlerini üstlenir ve ona özel olarak yardımda bulunur.

Nitekim şu hadis-i şerif, bu meyanda söylenmiştir:

“Kim bir müminin dünya sıkıntılarından birisini giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birisini giderir. Kim mümin kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette ayıplarını örter. Bir kul din kardeşinin yardımında bulunduğu sürece Allah da onun yardımında olur.” (Ebu Davud, Tirmizî)

Bir insanın işlerini Allah Tealâ üstlenirse, onun dünya ve ahirette yüzü güler. ‘Bana ne başkalarının işinden!’ demek, müminlerin ahlâkı değildir. Güzel ahlâk, Allah için başkalarının yükünü çekmek, derdiyle dertlenmek ve onları sevindirmektir. Bu öyle bir faziletli iştir ki, Efendimiz s.a.v. onun kıymetini şöyle belirtmiştir:

“Bir mümin kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem bana şu mescitte (Mescid-i Nebevî) oturup bir ay itikâfa girmekten daha sevimlidir.” (Taberanî, İbn Ebi’d-Dünya)

İyilik mala bağlı değildir

İyilik çeşitlerinden biri de, insanın kendisine karşı kusur işleyeni affetmesidir. Bir mümin kardeşini Allah için sevindirmek isteyen kimse, onun elinden ve dilinden gördüğü haksızlıkları affederek ahirete kalmış alacaklarından vazgeçip kendisine bir ikramda bulunabilir. Bu da bir infak ve hayır çeşididir. İşte bir örnek:

Rasulullah s.a.v.;

– Sizden birisi, Ebu Damdam gibi olamıyor mu, diye sordu. Sahabiler;

– Ebu Damdam ne yapardı, diye sorduklarında Efendimiz s.a.v.:

– O her sabah şöyle derdi: Bugün bana zulmedene (gıybetimi yapıp haksızlık edene) hakkımı bağışladım. Bana vurana vurmayacağım, sövene sövmeyeceğim, zulmedene zulüm etmeyeceğim.” (Ebu Davud)

Dünyadaki alacağından vazgeçmek de bir iyilik çeşididir. Bu konuda hadiste şu güzel örnek anlatılır:

“Sizden öncekiler içinde yaşamış bir adam hesap için ilahî huzurda durduruldu. Kendisinin (imandan başka) hayır sayılacak hiçbir ameli yoktu. Ancak o zengin birisiydi, insanların arasına karışır onlara borç para verirdi. Hizmetçilerine de:

– Borcu almak için gittiğiniz kimseyi zengin bulursanız verdiğimizi alın. Eğer eli darda ise almaktan vazgeçin. Belki bu sebeple Allah Tealâ da bizim kusurlarımızdan vazgeçer, diye talimat verirdi. Onun bu ameline karşılık olarak Allah Tealâ meleklerine:

‘Biz bağışlama konusunda ondan daha fazla hak sahibiyiz; onun kusurlarından vazgeçin!’ buyurdu.” (Müslim, Tirmizî, Hâkim)

En küçük bahanelerle kullarının en büyük kusurlarını affeden Rabbimize sonsuz hamd ve sena olsun.

Asıl yardımlaşma

Cenab-ı Hak, “İyilik ve takvada birbirinizle yardımlaşın; günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” buyurmaktadır. (Maide 5/2). İnsana yapılacak en büyük iyilik, onun kalbini iman, ihlâs ve güzel ahlâkla süslemek, ruhunu huzura ulaştırmak, nefsini manevi kirlerden temizlemek ve onu edeple zengin yapmaktır. Bu hizmet, insanın hem dünyasına hem ahiretine ait bir iyiliktir. Bu onu dünyalık bağından, nefsin esaretinden, şehvet ve şöhretin zilletinden kurtararak gerçek hürriyetine kavuşturmaktır. Yüce Allah’ı seven ve insanın kıymetini bilen gerçek dostların ve babaların yaptığı budur. Başta peygamberler olmak üzere bütün kâmil insanlar, insanlık ailesine bu hizmeti sunmak için mallarını ve canlarını ortaya koymuşlardır.

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“Bir baba çocuklarına, güzel terbiyeden daha değerli bir hediye vermemiştir.” (Tirmizî, Ahmed, Hâkim).

Bir diğer hadiste şöyle buyrulur:

“Sadakanın en faziletlisi, müslüman bir kimsenin hayırlı bir ilmi öğrenip onu müslüman bir kardeşine öğretmesidir.” (İbn Mâce)

Tabiûn büyüklerinden Hasan el-Basrî rh.a. şöyle der: “İlimden bir bölüm öğrenip onu bir müslümana öğretmem bana bütün dünyanın benim olup, onu Allah Tealâ’nın yolunda harcamamdan daha sevimlidir.” (Nevevî)

İyilik yapana karşı görevimiz

Mümin kardeşleri tarafından ihtiyacı görülen veya kendisine bir iyilik dokunan kimse, önce bu vesileyi yaratan Rabbine şükretmeli, sonra da iyilik sahibine teşekkür ve hayır dua etmelidir. Edep budur.

Efendimiz s.a.v. şöyle uyarmıştır:

“İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allah’a şükretmiş olmaz.” (Ebu Davud, Tirmizî, Ahmed)

Her iyiliğe karşı, mümkün olan bir karşılıkta bulunmalıdır. Rasulullah s.a.v. Efendimiz bu konudaki edebi şöyle belirtmiştir:

“Kim size bir iyilikte bulunursa, onun iyiliğine karşılık bir ikramda da siz bulunun. Eğer kendisine verecek bir şeyiniz yoksa onun için hayır dua edin ki bir karşılık vermiş olasınız.” (Buharî, Ebu Davud, Nesaî, Hâkim)

Fakir, zengine karşı yapmacık hareketlere ve yağcılık türü sözlere girmemeli, zenginin karşısında başını eğip belini bükmemelidir. Selamla yanına girip hayır dua ile çıkmalıdır. Kibirli, kendini beğenen, ekşi suratlı insanlara ihtiyaç arz etmemelidir. İhtiyacını arz etmek için, güleryüzlü, tevazu sahibi ve mert insanları seçmelidir.

Yüce Allah, adeta bazı insanları hayır yapmak için yaratmıştır. Onların bütün derdi başkasının derdini dindirmektir.

Yüce Mevla’dan bu sıfatı isteyelim. Şu gök kubbenin altında hoş bir seda bırakmak ne kadar güzeldir.

yardım Ve dayanışma

"İNNEMEL MÜGMİNÜNE İHVETÜN"
"FENAFİL İHVAN"
HANİ NERDE NASIL KARDEŞSİZ NASIL İHVANIZ BİRBİRİMİZE SAYIN HOCALARIM ABİLERİM KARDEŞLERİM LÜTFEN BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKALIM
KARDEŞ KARDEŞTE FENA OLMADAN TASAVVUF OLURMU VAZİFELERİMİZ OLURMU
LÜTFEN DERİNDEN ÖNCE KENDİMİZDEN SONRA KARDEŞİMİZDEN BİR DÜŞÜNELİM YANİ İĞNEYİ KENDİMİZE ÇUVALDIZI KARDEŞİMİZE BATIRALIM FENAFİL İHVAN OLUNMADAN HİÇ BİRŞEY OLUNMAZ AYET VE HADİSLER SİZLERDEN BEKLİYORUM BU KONUDA BİRLEŞELİM BİR ARAYA GELELİM NE YAPMAMIZ GEREKİYORSA YAPALIM
RABBİM CÜMLEMİZDEN RAZI VE MEMNUN OLSUN SONNEFES DAHİL CÜMLEMİZİ BU YOLDAN VE BU HİZMETLERDEN AYIRMASIN ÖNCE FENAFİL İHVAN OLALIM LÜTFEN

RECEP GÜRBÜZ
BURSA
HÜDAVENDİĞAR MAHALLESİ

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><i><b><u><font><img><b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • You can use BBCode tags in the text.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Anket

Fitresi verilen herkesin KURBAN da kesmesi gerektiğini biliyor muydun?:

Yemek Tarifleri
Lezzet Vadisi sitemizi favorilerine ekle

Son yorumlar